İşçi Birliği

 

Güncel

Etkinlik ve Duyurular

İŞÇİ BİRLİĞİ Gazetesi'nden haberdar olun. E-posta adresiniz:

Google site içi arama

Tipik Bir Tekstil Firmasında İşçilerin Çalışma Koşulları

(Tırnak içindeki ifadelerin tümü firma patronuna aittir )

* Firma, İstanbul’da dokuz yıl önce kurulmuş ve yıllık cirosu ortalama iki milyon lira. Firmayı kuran kişi aslında bir yazılım şirketinin sahibi; ama tekstille ‘hobi’ olarak uğraşıyor ve eşinin ‘evde canı sıkılmasın diye’ ona bu işyerini açıyor. Firma iç ve dış piyasanın büyük markalarına giysi üretiyor. Bu bilginin önemi şu, üretilen her şey üretim maliyetinin en az yedi sekiz katına alıcı firmaya satılıyor. Örneğin maliyeti 7 lira olan bir elbisenin üzerine 55 lira etiketi konuyor. Tabii alıcı firma için bu para hiç önemli değil; çünkü onlar da mağazalarında bu ürünleri son kullanıcıya ortalama 1000 liraya satıyorlar.

* İşçiler ürettikleri her şeyin maliyetini ve mağaza satış fiyatını biliyor; ama bu ürünleri maliyet fiyatına kendi işyerlerinden satın almak istediklerinde patron bunu kabul etmiyor ve onlara da alıcı firma fiyatından satış yapıyor. Yani işçi 7 liraya ürettiği elbiseyi 55 liraya satın alıyor; çoğunlukla da gücü yetmediği için alamıyor.

* Bu iş yerinde toplam yetmiş kişi çalışıyor; bunların altmışı işçi (paketleme ve ütü için tutulan günlük işçilerle birlikte işçi sayısı yetmişi buluyor), ayrıca on kişilik bir yönetici personel var. Altmış işçinin 49’u sigortalı, 11’i sigortasız. Günlük tutulan işçiler de sigortasız çalıştırılıyor. İşe giren her işçi üç ay boyunca ‘deneme’ amaçlı sigortasız çalıştırılıyor; hatta bu süre dolduktan sonra da en az bir yıl boyunca sigortası başlatılmıyor.

* İşçilerin ihbarı üzerine bu yıl içinde iki kez SGK görevlileri işyerine denetime geliyor. İlk denetimde patron sigortasız çalışan işçileri apar topar işyerinin asansör odasına kilitliyor ve bu sayede hiçbir ceza almadan kurtuluyor. İkinci ihbar üzerine gelen görevliler sigortasız çalışanları görüp tutanak tutmaya başladığı sırada, patron SGK’da çalışan bir üst düzey tanıdığını arayarak tutanağın biraz ‘hafifletilmesi’ ricasında bulunuyor. Sigortasız çalıştırılan işçi sayısı tutanakta 11’den 5’e düşürülüyor. Patron SGK görevlisine bu işçilerin işe yeni alındıkları ve deneme süresinde oldukları yalanını söylese de iki işçi bu yalanı reddedip iki yıldır sigortasız çalıştıklarını belirtiyorlar. Patron bu kez cezadan yırtamıyor; ama o iki işçiden de bir hafta içinde intikamını alıyor.

* Son SGK denetiminin ardından bütün işçiler bir haftalık zorunlu ücretsiz izne çıkartılıyor (yani bu izin maaşlarından kesiliyor). Bahane: işlerin durgunluğu. İznin ikinci günü patron işçilere ulaşıp iş başı yapma talimatı veriyor, sigorta olayında yalan beyan vermeyi reddeden iki işçiyi ise aramıyor. İki işçi olan bitenden habersiz evlerinde işe dönmeyi beklerken işten çıkarıldıkları haberini alıyorlar. Sebep: Mazeretsiz olarak üç gün işe gelmemek.

* İşçiler günde 11 saat, haftada beş gün çalışıyor. Bu on bir saat içinde 45 dakika öğle yemeği ve 15 dakika da çay izinleri var; ama bu izin saatleri dışında ani bir işi halletmek, fatura ödemek ya da hastalanıp doktora gitmek için izin isterlerse bu izinler (dakika dakika hesaplanıp) maaşlarından kesiliyor. İşyerinin bulunduğu bölgede haftada birkaç gün ortalama 3 saat kadar elektrik kesintisi oluyor ve kesinti olduğunda işçiler evlerine yollanıyor, bu saatler de maaşlarından kesiliyor.

* İş kanununa göre 2004 yılından itibaren çalışma günü altıya çıkarılmış (Cumartesi de tam işgünü sayılmış); ancak bu işyeri bu kanundan haberdar olmadığı için işçileri haftada beş gün çalıştırmaya devam etmiş. 2009 yılında bu kanun değişikliğini öğrenen patron, son kanuna göre geriye dönük olarak işçilerin çalışmadığı günleri (beş yıl boyunca her hafta bir gün) muhasebecilerine hesaplatıp çıkan tutarı işçi maaşlarından kesmiş.

* Hafta sonu işe çağırılan işçilerin mesai ücreti hesaplanıyor; ancak işçiye bu ücretin ödemesi asla zamanında yapılmıyor. Aralık ayı itibariyle ancak Nisan ayı mesaileri ödenmiş bulunuyor.

* 60 işçi asgari ücretle çalışıyor; ama günlük tutulan işçiler asgari ücretin de altında maaş alıyorlar. İki yıldır işçilere maaş zammı yapılmıyor. Aralarından yalnızca ustabaşının maaşına göstermelik bir zam yapılmış. Patron bu şekilde ustabaşıyla arasını iyi tutuyor ve o da patronun kendisini kayırdığını düşünüp işçi arkadaşlarının başına ikinci patron kesiliyor.

* İşçilerin öğle yemeği, bir yemek şirketinden geliyor; ama anlaşma yapılan şirketin yemekleri bazen yenilmeyecek kadar kötü ve sağlıksız oluyor (çünkü patron piyasadaki en ucuz yemek şirketiyle anlaşmış). İşçilerin bazısı aç olduğu halde öğle yemeğine dokunmuyor.

* İşçilerin işyerinde kullandıkları sabun, tuvalet kâğıdı gibi temizlik malzemeleri açık deterjan satılan yerlerden alınıyor, özellikle en ucuz ve en kalitesiz olanlar seçiliyor. Muhasebeci bazen işçilerin bu durumdan yakındıklarını patrona iletse de patron onların ‘evlerinde bile tuvalet kâğıdı kullanmayan, ellerini sabunla yıkamayı bilmeyen hayvanlar’ olduklarını düşünüyor ve ‘bu onlara çok bile’ diyerek konuyu kapatıyor.

* On kişilik personelin çalıştığı kattaki tuvalette ise kadın çalışanlar için makyaj malzemeleri bile bulunuyor; çünkü SGK baskınlarında ya da büyük firma sahipleri iş anlaşması yapmaya geldiğinde patron, kadın çalışanlarının süslü, makyajlı, ‘dikkat dağıtacak kadar güzel görünmelerini’ istiyor.

* 2009 yılı içinde krizi bahane edip işçi ücretlerini iki ay boyunca ödemeyen patron aynı süre zarfında Milano’ya uçarak 10 bin dolarlık alışveriş yapıyor.

İşte tipik bir tekstil firmasındaki yaşam ve çalışma koşullarından maddeler halinde küçük bir kesit.  Bunlar anlatılabileceklerin sadece küçük bir kısmı ama bu kadarı bile işçiler için hergün yaşanan bir cehennem hayatından farksız olan bu sistemin sürgit devam etmemesi gerektiğini kanıtlamaya yetmiyor mu?

İstanbul'dan Bir İŞÇİ BİRLİĞİ Okuru 


Yazıyı arkadaşıma gönder
: E-Posta Adresiniz
: Adınız
: Arkadaşınızın E-Posta Adresi
: Güvenlik Kodu > 219142
: Mesajınız
Tasarım ve Kodlama Sorun Teknik Büro tarafından yapılmıştır.