İşçi Birliği

 

Güncel

Etkinlik ve Duyurular

İŞÇİ BİRLİĞİ Gazetesi'nden haberdar olun. E-posta adresiniz:

Google site içi arama

Deprem Değil Devlet Öldürür

Yağmur yağar, sel olur.

Maden göçer, can gider.

Devlet bilir, uyutur.

Olan neden hep garibana olur?

Deprem, fırtına, sel, heyelan, kasırga gibi geniş anlamda doğal afetler diye belirtilen fakat günümüz teknolojisinin çok hızlı ilerleyişi karşısında yıkımları ve kayıpları açısından doğallığını büyük ölçüde yitiren felaketlerin yol açtığı bunca acıyı çekmek zorunda mıyız?

Konunun başlığı abartılı olmuş gibi görünebilir. Hadi canım sende, diyenleriniz de olabilir, anlıyorum. Ancak, insanlarına hak ettiği değeri vermeyen, onları göz göre göre ölüm çukurlarında yaşam savaşı vermeye iten bir devlet zihniyetinin varlığında abartı olmadığı anlaşılır.

Diyelim ki bir bina inşa etmek istiyoruz; bir dizi izin, tapu, ruhsat, imar planı ve imar izni gibi bürokratik ve yapının sağlıklılığı için çok gerekli belki de şu an aklıma gelmemiş işlemle karşı karşıya kalırız. Bu insanların güvenliği açısından çok kritik bir süreçtir ve sağlıklı işletilmesi gerekir. Fakat bu süreç hiç de beklendiği gibi işlememekte, aksine insan yaşamını kâr hırsı ile hiçe sayanlarca felaketlere zemin oluşturacak şekilde işletilmektedir. Bunun sonucunda, insanlarımızın kimisi uğruna bir yığın emek harcadığı, göz bebeği olan evladını, kimi kardeşini kimi can yoldaşı sevdiğini, annesini-babasını kısacası en sevdiklerini sorumsuzların, hırsızların uğruna kaybetmiştir.

1999 Marmara Depremini o bölgede yaşayanlardanım. Deprem olmadan çok önceleri o bölgedeki “Hacı Mehmet Ovası” diye bilinen adından da anlayabildiğimiz gibi ova konumunda ve epeyce su dolu bir bölgenin o zamana kadar tek kat olan imar izninin ilk önce 3 daha sonrada 9 kata kadar arttırılması için belediye tarafından düzenlemeler yapılmaya çalışıldı. Bölge de çeşitli sivil toplum örgütlerince seçim yatırımı olarak yapımı planlanan bu yapıların çok sağlıksız olacağı konusunda toplantılar düzenlenmişti. Bu örgütler bahsi geçen ovanın tüm Marmara’nın pirinç ihtiyacını karşılayabilecek kadar tarıma elverişli bir o kadar da imarı olarak sakıncalı olduğunu belirtiyorlardı. Haklıydılar ve haklılıklarını 17 Ağustos’ta deprem de onayladı. Hem de en acı şekilde. Seçim yatırımı ve bir yığın rüşvetlerle çok katlı binaların yapımına açılan ovada yüzlerce apartman çok kısa bir zamanda tamamlanmıştı. Bölgede tapu sahibi olan çiftçiler tarımdan ailelerinin geçimine yetebilecek derecede umduklarını bulamayınca kira geliri elde edeceklerini düşünerek imar izninin çıkarılması için belediyeye oyları ile destek olmuşlardır. Evet, belediye başkanlığı da kazanıldı. Sonrasında kaybedilecek onlarca cana rağmen. Peki, bu sadece belediye ile ilgili bir durum mudur, yani sadece belediye onayı yeterli midir? Tabii ki hayır. Devletin koskocaman bir bakanlığı Bayındırlık ve İskân Bakanlığı’nı anmadan tabii ki geçemeyiz. Hangi kirli ilişkilerle daha temelindeki suyun boşaltılamadığı binaya imar izni arttırılmıştır? Bu insanlarını canlı canlı mezara koymak değildir de nedir?

Ve deprem, depremden sonraki sancılar, acılar ve acıları saracağını söyleyen devletin toplanan yardım paralarıyla memur maaşlarını ödeyişi. Bölgede yapılan Deprem konutlarının daha deprem olmadan insanların elinde yapboz gibi kalışına ne demeli? Bolca laf üretiyorlar bürokratlar yok deprem öldürmez, yapı öldürür diyorlar. Yalan! O izinleri sağlayan devlet öldürür.

Yakın zamanda Elazığ’da da aynı acıya tanıklık ettik. Devlet, tabii ki suçlusunu hemen ortaya çıkarttı.

Varlıktan kendini şaşırmış köylüler evlerini kerpiçten örmüşler de ondan ölmüşler! Bu evleri yeni keşfeden devlet de suçluyu yakaladı. Şimdi de yapboz Toki’leri yapma zamanıdır diyerek kâr ortaklarını devreye sokmanın zamanı. Ölen ölsün bu sefer kerpiç değil müteahhit suçlu olur, bizlere ise olan olur.

Marmara depremine tekrar döneceğim. Depremden sonra hasar tespit çalışmaları yapıldı. Ayakta duramayacak binalar yetkililere paralar yedirerek ağır hasarlı konumundan yıktırılmaması için orta hasarlıya çevrildi. Nerdesin ey sosyal devlet! Göçükten çıkarılamayan insan bedenleriyle temelleri atılan “deprem anıtının” yaratılmasının üzerinden yaklaşık olarak 5 yıl geçmişti. Göçüklerin en fazla olduğu bölgelerden birinden geçerken iki bina ile karşılaştım. Biri 5 katlı, depremde ağır hasar almış, demirleri ve betonları aynı bir üzüm salkımı misali sallanan ve sadece 10 adım ötedeki kendi gibi 5 katlı fakat içinde çoluk çocuk ailelerin kaldığı binaya doğru yan yatmış bir Azrail. Diğeri ise yoksulluktan ve onun yarattığı mecburiyetten Azrail’in gölgesi altında yaşama tutunmaya çalışan emekçilerle dolu bir bina. Soruyorum size suçlu, asıl AZRAİL kim?.


Yazıyı arkadaşıma gönder
: E-Posta Adresiniz
: Adınız
: Arkadaşınızın E-Posta Adresi
: Güvenlik Kodu > 318404
: Mesajınız
Tasarım ve Kodlama Sorun Teknik Büro tarafından yapılmıştır.