İşçi Birliği

 

Güncel

Etkinlik ve Duyurular

İŞÇİ BİRLİĞİ Gazetesi'nden haberdar olun. E-posta adresiniz:

Google site içi arama

'İşçi Sınıfının Sendikal Birliği' Nedir?

İŞÇİ BİRLİĞİ Gazetemiz ilk sayısından itibaren ısrarla işçi sınıfının siyasal-sendikal birliği sorununu gündeme getirmektedir. Siyasal birlik sorunu çeşitli yayın organlarında ele alınmaktadır, ancak siyasal birlik ve sendikal birlik için mücadelenin kopmaz bir bütün olduğu unutulmaktadır. Bildiğimiz kadarıyla günümüzde sol cenahta "işçi sınıfının sendikal birliği" sorununu açık terimlerle gündeme getiren tek gazete İŞÇİ BİRLİĞİ'dir. Kimileri sendikal birlik için işçilere DİSK'i adres gösterirken, kimileri de TÜRK-İŞ'i adres göstermiştir. Başka bazılarına göre ise böyle bir sorun hiç yoktur; DİSK DİSK'tir ve TÜRK-İŞ de TÜRK-İŞ'tir, kemikleşmiş bu konfederasyonlar onca yıldan sonra değişip dönüşmeyeceğine göre öngörülebilir bir vadede işçi sınıfının böyle bir gündemi yoktur, bunu tartışmak bile anlamsızdır. Bu anlayış objektivizmdir, yani varolan güç dengelerine tapınmaktır ki işçi sınıfı hareketi için bundan daha zararlı bir düşünce yoktur.

Türkiye işçi sınıfı günümüzde siyasal cephede olduğu gibi sendikal cephede de belli başlı burjuva ideolojilerine ve burjuva partilerine göre "başarılı" biçimde parçalanmış durumdadır. Geleneksel sağ partilerin çizgisinde Türk-İş Amerikan Soğuk Savaş sendikacılık anlayışı temelinde kuruldu, 12 Eylül'e bakan verecek kadar sistemle içiçe geçmiştir. DİSK ise "ilerlemeci" (siz revizyonist okuyun) tarzda "sosyalist" geçindiği dönemi dâhil hiçbir zaman gerçek anlamda CHP'den kopartılamamıştı. DİSK'in devrimciliği başından beri proletarya devrimciliğini değil Kemalist "devrimciliği" ifade ediyordu. DİSK'i 50.000'lerden 650.000 üyelik etkili bir sendika hâline getirenler, bugün isimleri sürekli tekrarlanan Kemal Türkler'ler, Abdullah Baştürk'ler değildi (bunların sol gösterip sağ vuran vukuatları dürüstçe ele alındığında işçi sınıfına çok ciddî zarar vermişti), tabandaki sınıf bilinçli işçilerdi. Aslında bu işçiler ta başından beri işçi sınıfının sendikal birliğinin sağlanmasından yanaydı, ayrı ve özellikle de "devrimci" adını taşıyan bir sendikal konfederasyonun oluşturulmasına karşıydı. Hükümetin kimi dayatmaları ve diğer bazı faktörlerin sonucu olarak bilinçli işçiler DİSK'e sahip çıkmak zorunda kaldıklarında da onların düşünceleri ve eylemleri (en anlamlı örnek olarak 15/16 Haziran'da ve sonraki deneyimlerin gösterdiği gibi) daima işçilerin bütün cephelerde tam bir birliğinin sağlanmasına dönük olmuştu. Bu yolda sınıf bilinçli proletarya gerektiğinde kanını ve canını vermekten de çekinmemişti. Ne var ki proletaryanın sınıf düşmanı "içerden" ve dışarıdan kuşatmalarla bu birliğin gerçekleştirilmesini bugüne kadar başarıyla baltalayabilmiştir.

Bilimsel sosyalizm bize "işçi sınıfı hareketi ile sosyalist hareketin birbirinden ayrı olmasının her ikisinin de zayıflığına ve gelişmemişliğine yol açacağını" (Lenin) öğretiyor. Bu hem siyasal hem de sendikal hareket açısından böyledir. Türkiye'de yaşanan durum da tam olarak budur. Sosyalistlerin varolan güçler dengesini değişmez olarak algılayıp işçi sınıfının siyasal-sendikal birliğini bir ütopya olarak görmeleri, işçi sınıfının gündemine bu birliğin sağlanması için mücadeleyi getirmekten kaçınmaları demek, onların oportünizmin, kuyrukçuluğun önünde secdeye varmaları, sosyalist, özellikle de proletarya sosyalisti adını hiçbir zaman hakedememeleri anlamına gelir. Bunun kaçınılmaz sonucu da hem sosyalist hareketin hem de işçi sınıfı hareketinin zayıf ve gelişmemiş olarak kalması olacaktır. Bu yönde kimi arayışlar yok denemezse de bu arayışların henüz amacına ulaşmaktan uzak olduğu da bir gerçektir. İŞÇİ BİRLİĞİ  Gazetemiz de bu noktadaki sorumluluğunun bilincindedir.

Gerçek anlamda proletarya sosyalizmine, bilimsel sosyalizme yönelen bütün güçler ve sınıf bilinçli işçiler şu türden soruları en geniş işçi yığınlarını gündemine getirmek için sürekli bir mücadele vermek zorundadır: İşçi sınıfının sendikal hareketi neden burjuva ideolojilerine göre ("sağcı konfederasyon", "kemalist konfederasyon", "müslüman konfederasyon", vb. şeklinde) bölümlenmiştir? Bunun işçi sınıfının ekonomik mücadelesine ne gibi bir faydası vardır? Ülkücü-faşist çizgideki MİSK 12 Eylül'den sonra bir daha kurulamazken, onun ideolojik çizgisini sürdüren bir ekip (Türk-Metal şeflerini kastediyoruz) nasıl olup da bütün ülkelerde işçi sınıfı hareketinin kalbi olan bir sektörde konfederasyonlarla yarışacak bir güçle tekelini büyük oranda koruyabilmektedir? İşçi sınıfının kalbine 12 Eylül'de indirilmiş olan MESS uzantısı şaibeli Türk-Metal şeflerinin tekeli, en az 12 Eylül anayasası kadar, MGK kadar, YÖK kadar bir 12 Eylül kurumudur ve aslında onlardan çok daha dayanıklı çıkmış, hemen hemen hiç reforme edilmeden bugüne kadar gelebilmiştir. Bu inme sayesinde işçi sınıfı hareketinin kalbi hâlâ teklemektedir. CHP kuyrukçusu oportünist ilerlemecilerin yarattığı tahribat olmasaydı 12 Eylül faşizmi bu işte bu denli başarılı olabilir miydi? Proletarya sosyalizmine yönelen güçler bu tahribatı geriletmek adına neleri başardılar, ya da hiçbir şey başarabildiler mi? Bu tekel nasıl kırılabilir ve işçi sınıfı hareketine nasıl güçlü bir soluk aldırılabilir? vb., vb… "TEK PARTİ-TEK SENDİKA-TEK GENÇLİK ÖRGÜTÜ" şiarı altında bu ve benzer soruları giderek daha geniş işçi yığınların gündemine getirebilmek, bütün zaferlerin garantisi olan işçi sınıfının siyasal-sendikal birliğini sağlamaya götüren yolu açmak anlamına gelecektir.

İŞÇİ BİRLİĞİ


Yazıyı arkadaşıma gönder
: E-Posta Adresiniz
: Adınız
: Arkadaşınızın E-Posta Adresi
: Güvenlik Kodu > 219623
: Mesajınız
Tasarım ve Kodlama Sorun Teknik Büro tarafından yapılmıştır.