İşçi Birliği

 

Güncel

Etkinlik ve Duyurular

İŞÇİ BİRLİĞİ Gazetesi'nden haberdar olun. E-posta adresiniz:

Google site içi arama

Kürt Tarım İşçilerine Karşı Sermayenin Politikası

Her sene Ege’de, Karadeniz’de ve Çukurova gibi bölgelerde, tarlalarda “mevsimlik” olarak çalıştırılan Kürt illerinden gelen işçilerin maruz kaldıkları ikinci sınıf insan muamelesi, kamyon kasalarında kurbanlık koyun gibi taşınırken yaşanan ailece ölümler, çocukların ve kadınların çektikleri basına konu olmaktadır. Kürt tarım işçilerine yapılanlar, sadece bugünün meselesi de değildir. 1998’de dönemin Ordu Valisi olan Kemal Yazıcıoğlu’nun Kürt illerinden gelen mevsimlik işçilere yaptığı ırkçı, şoven ve baskıcı uygulamalar mecliste tartışma konusu olmuştu. Bu şahıs aynı zamanda 12 Eylül’ün ünlü işkencecilerindendi ve polislikten valiliğe terfi ettirilmişti. İçişleri Bakanlığı 02.11.1998 tarihli cevabında valiyi ve uygulamalarını savunmuştu. Yazıcıoğlu 2006’ya kadar valilik yaptı. Kürt işçi ailelerinin gittikleri yerlerde şehir merkezine sokulmadığı, kamyon kasalarında konaklatıldığı, polis ve jandarma tarafından özellikle Karadeniz’de tacize uğradıklarına dair haberler yıllarca gelmeye devam etti.

AKP Hükümeti döneminde ise bu defa Çalışma Bakanlığı bürokratlarından biri Mayıs ayı başlarındaki bir basın açıklamasında şöyle demektedir: “Tarımda en büyük sorun mevsimlik tarım işçileri. Ülkemizde en az 300 bin insan, yaklaşık 50-60 bin aile, mevsimlik işlerde çalışmak üzere bulundukları ilden başka illere gidiyorlar. (…) Türkiye’nin neredeyse bütün bölgelerine göç ediyorlar. Aileler topluca çalışmaya gidiyorlar, topluca yaşıyorlar. Burada çocuğu hem okula gönderme imkânı sınırlı, hem de çocukları okula gönderme niyetinde değiller, çünkü onun emeğinden istifade ediyor. Genelde anlaşmalar ürün üzerinden yapılıyor. Bir aile kaç çuval pamuk ya da şekerpancarı toplarsa… Yani bir kişinin günlük yevmiyesinden ziyade ailenin tümünün üretimi değerlendiriliyor ücrette. Bu da bütün ailenin 7’den 70’e birlikte çalışmasını gerektiriyor. Çocuklar genelde kız çocukları, ya çalıştırılıyor ya da küçük kardeşlerine bakmak durumundalar ve zaten 5-6 metrekare çadırda koca bir aile, bazen 10-12’ye varan sayı, ortalama çocuk sayısı 5-6 arasında.” Sayın bürokrat efendi, ne yapıp edip sorunu mevsimlik işçi olan Kürtlerin çok çocuklu ailelerine getiriyor. Bu beye göre, ailenin çıkardığı ürüne göre ücret ödeyen, dolayısıyla tek tek bekâr işçi çalıştırmaktansa kalabalık ailelerle ucuz emek gücü elde ederek kâr eden tarım kapitalisti çocuğu sömürmüyor! Bütün sorun Kürtlerin çok çocuk yapması ve çocuklarını sömürmesi. Yoksa Kürt işçilerin güvencesiz ve ucuz çalıştırılmasını teşvik eden, “bölgesel asgari ücret” talep eden, Türk işçilerin bilincini “Kürtler işçiliği mahvediyor” diye zehirleyen, böylece Türk ve Kürt işçileri birbirine düşürüp sefalette eşitleyen Türk kapitalistlerin sömürüsü değil.

İşte mevsimlik işçilerin böyle “sorun” teşkil etmesini (!) önlemek için 24 Mart 2010 tarihli Resmî gazetede Başbakan Erdoğan imzalı bir genelge yayınlandı. Görünüşte bu genelgenin amacı mevsimlik işçilerin “sorunlarının giderilmesi”dir. Ama asıl amacı işçilerin hem kendi memleketlerinde hem de gittikleri bölgelerde oluşturulacak “izleme kurulları”yla kontrol edilmesidir. Bu izleme kurullarında toprak sahipleri, tarım işverenleri, yerel ve merkezi otoritenin temsilcileri, işverenin temsilciliğini yapmaktan başka bir işi olmayan İş-Kur temsilcileri ile sendika temsilcileri olacaktır. “Aracılar”, yani işçileri pazarlayan “dayıbaşı” ve “elçi”ler, bu insan simsarları da burada bulunacaktır. Genelgeye göre devlet işçi temini için “ihtiyaca göre” (yani tarım kapitalistlerinin, toprak sahiplerinin ihtiyacına göre) tren seferlerini artıracaktır. Bu işçiler il ve ilçe merkezlerinde ancak “geçici olarak” ve “ihtiyaç halinde ve imkânlar dâhilinde” konaklayabileceklerdir. Bunun dışında şehir merkezlerinde “gelişi güzel konaklama ve beklemelerine fırsat verilmeyecektir”. Mevsimlik işçiler “toplulaştırılmış uygun yerleşim yerleri”nde kalmaya zorlanacaktır. Bu yerlerin elektrik, su vb. ihtiyaçları için “kullanım bedelleri” yine işçilerden alınacaktır. Bu yerleşim yerlerinde kalan işçilerin ve ailelerinin kimlik bilgileri Kimlik Bildirme Kanunu’na göre alınacak, ayrıca, bu yerlerde polis ve jandarma tarafından gece ve gündüz "güvenlik amaçlı devriye faaliyetleri” yapılacaktır. Herhalde polis ve jandarma tarım işverenlerinin “ihtiyacı” doğrultusunda, bu insanların gereği gibi sömürülmelerini ve olay çıkarmamalarını kontrol edecektir. Sefalet ve açlık ücretinin altında çalışan işçiler, bir de masrafı kendilerinden olmak üzere toplama kampı koşullarında kalacak ve fişleneceklerdir. Yerel halkla ve işçilerle temasları asgariye indirilecektir. Bu da “ihtiyaca” uygun olsa gerek.

Bu genelge, bugüne kadarki icraatları Kürt işçilerle yerel halk arasında kışkırtıcılıktan ibaret olan yerel yetkililerin işveren dostu, işçi düşmanı, ırkçı ve şoven faaliyetlerinin Ankara tarafından yönlendirilmekte olduğunun bir kere daha kanıtıdır. Sermaye devletinin değişmeyen politikası şudur: Türk ve Kürt işçiler arasındaki bölünme ne kadar sağlama bağlanırsa, çoğunlukla Türk işçilerin zihnini Kürt işçilere karşı zehirlemek için kullanılan şovenizm ve milliyetçilik zehiri ne kadar çok kullanılırsa, sermayenin boyunduruğu da, "milli birlik" de o kadar uzun ömürlü olur.

Vedat Özgür


Yazıyı arkadaşıma gönder
: E-Posta Adresiniz
: Adınız
: Arkadaşınızın E-Posta Adresi
: Güvenlik Kodu > 585344
: Mesajınız
Tasarım ve Kodlama Sorun Teknik Büro tarafından yapılmıştır.