İşçi Birliği

 

Güncel

Etkinlik ve Duyurular

İŞÇİ BİRLİĞİ Gazetesi'nden haberdar olun. E-posta adresiniz:

Google site içi arama

İbrahim Okçuoğlu, Kapitalizmin Dünya Krizi (2008...)

İbrahim Okçuoğlu’nun son kitabı, 2008 yılında başlayan dünya ekonomik krizini Marksist açıdan inceleyen önemli bir çalışmadır. Kitapta Marksizmin ekonomik krizlere teorik yaklaşımı özetleniyor, XXI. yüzyılın ilk ekonomik krizleri (2000-2004 krizini ve 2008’de başlayıp devam eden son krizi) inceleniyor ve ekonomik krizlere bilimdışı, küçükburjuva yaklaşım tarzları eleştiriliyor.

Okçuoğlu, kitabın ilk bölümünde Marksist kriz teorisini özetliyor. Marx’a göre kapitalizmde krizler makineli üretim aşamasına geçildikten sonra kaçınılmaz bir zorunluluk halini alır. Bu aşamada üretim kapasitesi kitlelerin alım gücünü aşar. Üretimin toplumsal karakteriyle ona özel el koyuş arasındaki çelişki fazla üretim krizleri biçiminde açığa çıkar.

Dönemsel olarak patlak veren bu fazla üretim krizlerinde nakit para sıkıntısı baş gösterir, paranın değeri yükselir, satılamayan ürünlerin fiyatları düşer, kredi kıtlığı doğar, faal olmayan sanayi sermayesinde artış olur, sermaye değerini yitirir ve paraya dönüşme özelliğini kaybeder, spekülatif sermaye değersizleşir, kâr oranları düşer, sermaye yoğunlaşması artar. Tüm bu süreç, zor yoluyla ve büyük bir sermaye kıyımıyla yeni yatırımların önünü açar ve sermayenin bir sonraki çevrimi (ılımlı faaliyet, gönenç, aşırı üretim, kriz ve duraklama dönemlerinden oluşur) başlar, bu çevrimler kapitalizm varolduğu sürece giderek daha şiddetli biçimde yinelenir.

Okçuoğlu, sıkça tekrarlanan bir hataya düşmememiz için bizi uyarıyor: Fazla üretim krizleriyle, para, kredi, borsa, spekülasyon, borçlanma krizleri, yapısal krizler, ara krizler ve tarım krizleri birbirine kesinlikle karıştırılmamalı, krizlerin özgün yanları ortaya konmalıdır.

İbrahim OkçuoğluKitabın ilk bölümünde Okçuoğlu, kapitalizmin kendiliğinden yıkılacağına dair tezleri eleştirirken, Marksizmin krizler ve işçi sınıfı hareketi arasındaki ilişkiye yönelik yaklaşımını ortaya koyuyor. Buna göre kriz sırasında işçi sınıfının mücadele ruhu canlanır, devrimci durumu yaratan faktörler artar ama kriz tek başına kapitalizmi yıkmaya yetmez. Kapitalizmin yıkılması için Komünist Parti’nin önderliği zorunludur.

Tüm bu teorik açıklamalar Marx ve Engels’in yapıtlarından ve mektuplarından alıntılarla zenginleştirilmiş. Mutlaka okunması gereken bu alıntılar Marksizmin teorik hazinesinin günümüze ne denli ışık tuttuğunu gösteriyor.

Kitabın ikinci bölümünde yakın dönemdeki ekonomik krizler incelenmiş ve fazla üretim krizlerinin yaşandığı tarihler tespit edilmiş. Buna göre yakın dönemdeki fazla üretim krizleri: 1990-1994, 2000-2004 tarihlerinde yaşandı. Son kriz ise 2008 yılının ikinci çeyreğinde başladı.

Son krizlere ilişkin Okçuoğlu’nun iki önemli tespiti var. 1) Krizler arasındaki süre 8-10 yıldan 4-5 yıla düşüyor. 2) Krizden çıkış döneminde, durgunluk uzun sürüyor ve işsizlik oranlarında belirgin bir düşüş olmuyor, işsizlik kronik bir hal alıyor.

Bu yeni durum, üretici güçlerle üretim ilişkileri arasındaki çelişkinin ulaştığı boyutları ortaya koymaktadır. Kapitalistlerin kendi aralarındaki rekabetin bir sonucu olarak, işçilerin yerine gittikçe daha büyük oranda makinelerin geçirmesiyle, artan üretim kapasitesi ve kitlelerin yoksulluğu arasındaki uçurum giderek açılmakta ve kapitalistlerin kâr oranları düşmektedir. Kâr oranlarındaki düşüşü frenlemek isteyen kapitalistler kitlelerin hoşnutsuzluğunu artıran pek çok yönteme başvurmaktadırlar. İş yasalarının uluslararası tekeller lehine değiştirilmesi, çalışma saatlerini uzatılması, iş yoğunluğunun artırılması, ücretlerin düşürülmesi, özelleştirmeler, sosyal harcamalarda kısıtlamalara gidilmesi gibi uygulamaların son yirmi yılda böylesine artmasının nedenlerini Okçuoğlu’nun bu kitabında verdiği çarpıcı rakamlarda görmek mümkün. Bu rakamlar, birinci bölümde anlatılan teorik çerçeveye güncel ve somut bir içerik kazandırırken, kapitalizmin çürümüşlüğünün aldığı devasa boyutu gözler önüne sermektedir.

Kitabın son bölümü küçükburjuva teorisyenlerin eleştirisine ayrılmış. Bu teorisyenlerin bir kısmı kapitalizmin reformlarla düzeltilebileceğini, diğer bir kısmı ise kapitalizmin kendiliğinden çökeceğini iddia ediyorlar. Bunlar, 2008 krizinin hemen öncesinde, ekonomik kriz ve savaşın olmadığı bir dünya tasarlıyor, sermayenin ve üretimin doludizgin ve pürüzsüz biçimde “küreselleştiğini”, tekeller arası rekabetin olmadığı bir çağda yaşadığımızı iddia ediyor, bu yeni dünyada sınai üretimin, dolayısıyla işçi sınıfının önemini yitirdiğini, artık belirleyici olanın spekülatif sermaye olduğunu öne sürüyorlardı. 

Oysa, yazarın da çarpıcı biçimde gösterdiği gibi, yaşam bu küçükburjuva teorisyenleri değil, her seferinde Marksist-Leninist öğretiyi doğrulamaktadır. Son ekonomik kriz,  bir kez daha, sermaye ve üretimin uluslararasılaşması sürecinin pürüzsüz bir biçimde ilerlemediğini, savaş ve kriz gibi kapitalizmin doğasından kaynaklanan etkenlerin bu sürecin kesintisiz ilerlemesi önünde birer engel oluşturduğunu, bu süreci yavaşlattığını göstermiş, tekelleşmenin en şiddetli bir rekabeti dışlamadığını ve hatta onu doğurduğunu ortaya koymuş ve asıl belirleyici olanın sanayi üretimi olduğunu bir kez daha ortaya çıkarmıştır. Ayrıca bu krizle birlikte, “küreselleşme” adı verilen sürecin ulus devletlerin varlığıyla bir çelişki oluşturmadığı, sermayelerin kriz anında kendi limanlarına çekilmesiyle bir kere daha görülmüş oldu.

Yazar, Marx’ın gerek küçükburjuva çevrelerde, gerekse burjuva entelektüel çevrelerde yeniden moda olmasını olayların Marx’ın teorisini inkâr edilemeyecek biçimde doğrulamasına bağlıyor. Bunlardan Marksist geçinenleri ise Marx’a doğrudan saldırmak yerine onun görüşlerini savunur görünürken sulandırmayı tercih ediyorlar. Kapitalizmin politik olarak örgütlü bir devrimci işçi sınıfı hareketiyle yıkılmadığı sürece ortadan kaldırılamayacağı Marksist teorinin kesin bir vargı noktası olduğu halde, Marksist maskeli kimi troçkist, “sosyal-forum”cu vb. küçükburjuva teorisyenleri kapitalizmin mevcut krizde kendiliğinden yıkılacağını iddia ediyorlar, hatta çoktan yıkıldığını öne sürenler bile vardır!

Kitabın tek eksik yanının, iyi bir editör çalışmasından geçmemesi olduğunu söyleyebiliriz. Bölüm başlıklarının hatalı yerlere konması, numaralandırmaların karmaşıklığı, benzer ifadelerin kitabın farklı yerlerinde defalarca tekrarlanması vb. biçimsel bazı kusurlar kitabın okunmasını güçleştiriyor. Bu sorunlar kitabın bir sonraki baskısında giderilmelidir.

Marksizmin kriz teorisini ve bu teorinin yaşadığımız son krize uygulanmasını tutarlı Marksist bakış açısından ele alan böyle özgün bir çalışmanın Türkiye’den konuya uzun yıllardır emek veren bir araştırmacı tarafından üretilmesi ülkemizde Marksist teorinin özümsenmesinin geliştiğinin anlamlı bir göstergesidir. Konuyla ilgilenen herkese bu kitabı kesinlikle okumalarını salık veriyoruz.

Mehmet İnce


Yazıyı arkadaşıma gönder
: E-Posta Adresiniz
: Adınız
: Arkadaşınızın E-Posta Adresi
: Güvenlik Kodu > 362596
: Mesajınız
Tasarım ve Kodlama Sorun Teknik Büro tarafından yapılmıştır.