İşçi Birliği

 

Güncel

Etkinlik ve Duyurular

İŞÇİ BİRLİĞİ Gazetesi'nden haberdar olun. E-posta adresiniz:

Google site içi arama

Tuncay Özkan’ın Feryadına Kulak Verdiler Peki F Tipi Hücrelerdeki Tutsaklara Kim Sahip Çıkacak?

Ergenekon davasının sanıklarından biri olan gazeteci Tuncay Özkan geçtiğimiz 10 Ağustos’ta yapılan duruşmada 4 günlük açlık grevine başlayacağını ve gerekirse ölüm orucuna gideceğini açıklayarak feryat etmiş. Tuncay Özkan yaklaşık 2 yıldır tutuklu. Silivri Cezaevine girmeden önce İstanbul’un en gözde ve nezih semtlerinden biri olan Bebek’te yaşıyordu. Tanınmış bir gazeteciydi ve “Yeni Parti” diye bir partinin genel başkanlığına seçilmiş “saygın” biriydi. Açlık grevine başlamasının nedeni 2 yıllık uzun tutukluluk süresi ve cezaevindeki koşullar. Aynı duruşmada yine gazeteci Mustafa Balbay da cezaevindeki koşulların ağırlığından yakınmış; ancak Tuncay Özkan kadar cesur davranıp henüz açlık grevine ya da ölüm orucuna gideceğini açıklamış değil.

Burjuva basından öğrendiğimiz kadarıyla Tuncay Özkan duruşmada tam olarak şu şekilde bağırmış:

''Yatabiliyorsanız gelin koğuşta yatın. Kalem kitap gelmez. Ramazan geldi, gelin iftar yapalım var mısınız?...'' (Cumhuriyet, 10.08.2010)

Tuncay Özkan bağırmakta haklı tabi; Bebek’teki muhtemelen boğazı gören evinden sonra cezaevinde yaşamak zor olsa gerek.

Gazeteci Mustafa Balbay ise:

“…70 yıl önce Nâzım Hikmet’e cezaevinde daktilo verilmiş. Ancak bize verilmiyor. Yazı yazmaktan sağ elimi kullanamaz hale geldim. Adnan Menderes dokuz ay 20 günde yargılandı. Deniz Gezmiş 15 ayda yargılandı.” (Radikal, 11.08.2010)

Tabi bu olay burjuva basında hemen yerini aldı. Onların bu feryatları başta Başbakan yardımcısı Bülent Arınç olmak üzere Meclis Başkanı Mehmet Ali Şahin ve AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik tarafından hemen destek buldu: “Tuncay Özkan’ın feryadına kulak verilmeli.”

F TipiAma biz, Tuncay Özkan ve Mustafa Balbay’ı şimdilik bir kenara bırakalım, Silivri Cezaevindeki koşullar eminiz ki çok kötüdür. Onun yerine yaklaşık on yıldır faaliyette olan ve yapımı için çok büyük meblağlarda paralar harcanan Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu kategorisindeki F Tipi cezaevlerinin koşullarına bakalım. Çağdaş Hukukçular Derneği İstanbul Şubesi Cezaevleri İzleme Komisyonu Temmuz 2010 cezaevleri raporunu açıkladı. Rapor, hem adlî hem de siyasî tutuklu ve hükümlülerle yüz yüze yapılan görüşmelere ve onlardan gelen hak ihlallerine ilişkin mektuplara dayanılarak hazırlanmış.

Rapora göre Türkiye’de halen 13 tane F Tipi cezaevi bulunmaktadır. Cezaevlerinde 1 ve 3 kişilik kapatma üniteleri yani hücreler bulunmaktadır. Bazı F Tipi cezaevlerinin kapasitesi arttırılmaktadır. Tek kişilik hücreler toplam 11 m2’dir ve tek kişilik hücrede kalanlar gardiyanların dışında kimseyi görememektedirler.

Üç yıl önce tanınan 10 saatlik sohbet hakkı keyfî gerekçelerle uygulanmıyor. Tutuklu ve hükümlülerin sağlık hakları gasp ediliyor; doktorlar muayene etmeden doğrudan ağrı kesici ilaçlar yazıyorlar. Hastane sevkleri geciktiriliyor, revire çıkmak için verdikleri dilekçeler çoğu zaman işleme dahi konmuyor. Kelepçe ile muayene uygulaması ve muayene sırasında askerlerin odadan çıkmaması ise yaygın bir uygulama.

Hücrelerin fiziksel koşulları, nem, tutuklu ve hükümlülere banyo yapmaları için kışın soğuk su yazın ise sıcak su verilmesi, yemek çeşitlerinin az, kötü ve düşük kalorili olması kronik sağlık sorunlarına yol açmaktadır. On yıllık süre sonunda gelinen aşamada cezaevindeki koşullar nedeniyle kansere yakalanan tutsakların sayısında bir artış gözlemlenmektedir.

Cezaevindeki uygulamalar protesto edildiğinde ya da hak ihlalleri kamuoyuna duyurulduğunda ve hatta hak arama yollarına başvurulduğunda bile görüş yasağı, telefon, mektup yasağı ve hücre cezası gibi disiplin cezaları kaçınılmaz hale geliyor. Daha da çarpıcı olan disiplin cezalarından biri ise devrimci tutsakların ailelerine görüş yasağı getirilmesidir. Kısacası F Tipi cezaevlerinde özellikle devrimci tutsaklar keyfî ve akıl dışı uygulamalara, onur kırıcı kötü muamele ve işkenceye maruz kalmaktadırlar.

Çoğu zaman cezaevlerinin uzak yerlerde oluşu nedeniyle aile ve avukat görüşleri zorlaşmaktadır. Maddî olanaksızlıklar nedeniyle çok uzun süre aile görüşüne ya da avukat görüşüne çıkamayan devrimci tutsaklar bulunmaktadır. Avukat ya da aile görüşünü engellemek için devrimci tutsaklar bulundukları cezaevlerinden başka illerdeki cezaevlerine sürgün edilmektedirler (aynı zamanda şair olan Ümit İlter Bolu F Tipi cezaevinde iken İzmir Kırıklar F Tipi cezaevine sürgün edilmiştir). Çok uzun süre tutuklu olanlar, örneğin bunlardan biri de 15 yıldır tutuklu olan arkadaşımız Turgay Ulu’dur, beraat etseler dahi yaşamlarının önemli bir kesitini cezaevinde geçirmiş olacaklar.

Özellikle devrimci tutsaklar üretimden, kitlelerden, dış dünyadan koparılarak yalnızlığa mahkûm edilmektedirler. Elbette ki onlar, içinde bulundukları durumdan yakınmıyorlar, feryat etmiyorlar, devletten ve onun mahkemelerinden merhamet beklemiyorlar; her koşulda üretmeye devam ediyorlar, hakları için mücadele ediyorlar ve dış dünyadan asla kopmuyorlar.

Tekrar Tuncay Özkan ve Mustafa Balbay’a dönecek olursak; 19 Aralık 2001 tarihinde devrimcilerden kurtulmanın yolu olarak F Tipi cezaevlerini uygulamaya geçirmek için kanlı bir operasyon düzenlendiğinde Tuncay Özkan ve diğer Silivri sakinleri asla karşı çıkmadılar, hatta alkışladılar. Devrimcilerin baskı ve zorlamayla, kendi iradeleri dışında ölüm orucuna başladıkları propagandasına karşı Tuncay Özkan ve diğerleri asla aksi bir beyanda bulunmadılar ya da biz duymadık. Devlet Güvenlik Mahkemeleri (DGM’ler) delil olmadığı halde devrimcileri onlarca yıllık cezalara mahkûm ederken, uzun süre tutuklu kalmalarını sağlarken Tuncay Özkan ve diğerleri bunu gazete köşelerinde asla yazmadılar, görmezden geldiler, yazmışlarsa da biz bilmiyoruz. Öyle zannediyoruz ki o mahkemelerin, terörist yasaların, cezaevlerinin bir gün kendilerine döneceğini asla tahmin etmiyorlardı.

Tuncay Özkan’a ve Mustafa Balbay’a hemen sahip çıkıldı. Peki ama yaşamını işçi sınıfının ve tüm ezilen emekçilerin gerçek kurtuluşu için mücadeleye adayan ve bunun asla boşuna olmadığının bilincinde olan ama işçi sınıfından koparılmak, uzaklaştırılmak istenen devrimci tutsaklara kim sahip çıkacak? Bugün F Tipi hücrelerde yok edilmek istenen devrimci tutsaklar emekçi halkın gerçek evlatlarıdır ve özellikle sınıf bilinçli işçiler onlara sahip çıkmak zorundadır.

Tuncay Özkan’ın durumu bize bir gerçeği tekrar öğretiyor. Bugün yargılayanlar yarın sanık sandalyesinde oturabilirler. Bugün zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyi olmayanlar ise yarın bu zincirlerini kırabilirler. Ama bunun için öncelikle işçi sınıfının en sıkı şekilde birliğini kurması gerekiyor.

Gülten Şenay


Yazıyı arkadaşıma gönder
: E-Posta Adresiniz
: Adınız
: Arkadaşınızın E-Posta Adresi
: Güvenlik Kodu > 969331
: Mesajınız
Tasarım ve Kodlama Sorun Teknik Büro tarafından yapılmıştır.