İşçi Birliği

 

Güncel

Etkinlik ve Duyurular

İŞÇİ BİRLİĞİ Gazetesi'nden haberdar olun. E-posta adresiniz:

Google site içi arama

Giresun’da Fındık Fabrikalarındaki Kadın İşçiler

Bir fındık fabrikasına girdiğinizde ilk dikkatinizi çeken, kulakları sağır eden müthiş bir gürültü oluyor. Özellikle fındık kırma ve kavurma makinalarının yakınında, ancak bağırarak anlaşabiliyorsunuz. Bu fabrikalardan birinde çalışan bir işçi, işitme kaybının fındık işçileri için bir meslek hastalığı olduğunu söyledi. Kulaklıklar olsa da, uzun çalışma süreleri boyunca bunları takmak işçileri rahatsız ediyor, ayrıca birbirleriyle konuşmaları gerektiği zaman bunu kullanamıyorlar. Ben kendi çalıştığım şirketin fabrikasında, istendiği zaman yalıtma yoluyla makinaların yarattığı gürültünün azaltılabileceğini gördüm. Fakat elbette sermaye, işçi sağlığı için böyle bir önlem almayı önüne koymuyor. Tersine, işçilerin anlattığına göre, 2-3 yıl öncesine kadar çalışan kadınlara fındık tozuna karşı çalışırken içmeleri için süt verilirken, bunu bile vermemeye başlamışlar.

Fındık fabrikalarında, yük taşıma gibi çok ağır işler dışında, kadınlar çalışıyor. Konuştuğum işçi kadınlardan birisi, “bizim burada kadınlar çalışır, erkekler de ayyaş gezer” diyordu. Bir işçi, bana, “Çalışmayan kadın köledir. Ekonomik özgürlüğü olmayan kadın ezilir.” dedi. Bu sözler, bu kadınların ücretli köle olmadıkları anlamına gelmiyor, fakat, Kapital’de “büyük sanayi, üretim sürecinde, kadınlara, gençlere ve her iki cinsiyetten çocuklara, ev alanının dışında önemli bir rol vermekle, daha üst düzeyde bir aile şekli ve cinsiyetler arası ilişki konusunda yeni bir ekonomik temel yaratır” diyen Marks’ın ne kadar haklı olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.

Mesai saatleri fabrikadan fabrikaya değişiyor. Devlet fabrikasında, sendikanın varlığının ve geçmişteki mücadelelerin de etkisiyle, 8 saat olan normal mesai, diğer fabrikalarda 9-10 saat. İşçilerin hakları giderek kötüleşiyor. Devlet fabrikası da, sürekli işçileri çıkarıp, yerlerine asgari ücretle düzensiz olarak çalıştıracağı işçileri işe alıyor. Sermayenin ücretli kölelerini dilediği süreyle çalıştırmasının önünü açan yeni iş kanunundaki denkleştirmeye dayanarak, sürekli çalışan işçileri, bir sipariş bitene kadar fazla çalıştırıp, sonra sipariş olmadığında izin vererek fazla mesai ücreti vermemenin yolu bulunuyor. Diğer işçilerse, sezonun yoğun olduğu dönemlerde çalıştırılıyor, iş olmadığı zaman izin veriliyor, bazen 15 gün çalışıp 15 gün çalışmıyorlar, ve çalıştıkları süreye göre ücret alıyorlar. Bütün bunlara, işsizlik nedeniyle katlanmak zorunda olduklarını hissediyorlar.

Eskiden sendika temsilcisi olan bir işçi, “kara sendikacılık yapıyorlar” dediği sendikası hakkında şunları söyledi: “Ben sendikadan eğitim istiyorum, yapmıyor. İş kanununda bir değişiklik olduğu zaman anlatmalı. Haklarımızı bilmiyoruz mesela. Ben sendika temsilcisiydim istifa ettim. Çünkü işveren yanlısıydı. Ben zaten kendim işçilerin haklarını savunurum. Ne yapacağım böyle sendikayı?”

Sendikalı olanların durumu bu. Sendikasızlaraysa, örgütlenmekten bahsettiğimde, “kimse kimseye güvenemiyor. Birbirimize nasıl güveneceğiz?” dediler. Onlara İstanbul’da Çel-Mer’de, UPS’de, Samka’da, Bartın’da Rimaks’ta, daha düne kadar “her yerde olur, burada olmaz” diyen, birbirine güvenmeyen işçilerin nasıl mücadeleye giriştiklerini anlattım. Bu olayları çoğu zaman duyulmuyor, ya da unutturuluyor, yaygınlaşmıyor. Ben bunları anlattıktan sonra işçi kadınlardan biri, İstanbul’da çalışan abisinin de bir yıl kadar önce böyle bir deneyim yaşadığını hatırladı.

Bu arkadaşın abisi gibi çok sayıda işçi, İstanbul’da çalışıyor. Büyük kentlerdeki fabrika işçileri, daha küçük kentlerdeki ve köylerdeki işçi ve köylülerle doğrudan temas halindedir. Bu sanayi işçilerinin, mücadeleyle elde ettikleri deneyim ve bilinçleri, elbette küçük bir yerdekinden çok daha fazla oluyor. Örneğin, İstanbul’a döndüğümde, Giresunlu bir işçiyle, Karadeniz’e gelen Kürt işçilere karşı yaklaşım üzerine konuştuk. “Ben biliyorum”, dedi, “orada dayıbaşı dedikleri komisyoncularla anlaşırlar, işçilere de bakın sizi zaten burada istemiyorlar sesinizi fazla çıkarmayın derler, en düşük ücrete razı ederler.”

Ne var ki, şu anda, bu işçinin kendi deneyiminden ulaştığı bu düşünce, diğer işçilere düzenli bir şekilde ulaşmıyor. Sermaye, işçileri bölmenin, birbirine düşürmenin, korkutmanın yollarını deneyimiyle biliyor, gerektiği zaman, hangi durumda hangi söylentinin yayılması gerektiğini tartışıyor ve uygulamaya geçiriyor. Örneğin, fındık işinde kaç kişinin çalıştığını, durumlarının ne olduğunu, sermaye biliyor (bazı patronlarla yaptığım konuşmalara göre, Avrupalı sermaye, Türkiye’deki fındığın durumunu bizimkilerden de daha iyi biliyor). Bizim de, işçilerin ve sermayenin durumunu öğrenme ve birbirimize aktarma olanağımız var. Ama bunun için, daha fazla araştırmak ve işçilerin mücadele deneyimlerini birbirine düzenli bir şekilde aktarmasının kanallarını yaratmak zorundayız.

Fikri Ateş


Yazıyı arkadaşıma gönder
: E-Posta Adresiniz
: Adınız
: Arkadaşınızın E-Posta Adresi
: Güvenlik Kodu > 840790
: Mesajınız
Tasarım ve Kodlama Sorun Teknik Büro tarafından yapılmıştır.