İşçi Birliği

 

Güncel

Etkinlik ve Duyurular

İŞÇİ BİRLİĞİ Gazetesi'nden haberdar olun. E-posta adresiniz:

Google site içi arama

Et Fiyatları Neden Artıyor?

Son günlerde medyanın gündeminde en sık yer alan konulardan biri artan gıda fiyatları. Domatesin fiyatının neden arttığı, et fiyatlarının neden yanına yaklaşılamaz durumda olduğu pek çok kişi tarafından tartışılıyor. Fakat sorunun kaynağının nerede olduğunu söyleyenlerin sayısı pek az.

Et FiyatlarıGıda fiyatları artıyor, çünkü Türkiye'de ve dünyadaki pek çok başka ülkede tarım şirketleşiyor. Gelişmiş kapitalist ülkelerde uzun zaman önce yaşanmış bu süreç yoksul ülkelerde yeni yeni can yakmaya başladı. Tarımda '70'li yıllarda ortaya çıkan ve "yeşil devrim" sloganıyla propaganda edilen, yüksek verimli tohumlukların, sentetik kimyasalların ve tarım makinalarının kullanılmasıyla birlikte başlayan "endüstriyel tarım" sistemi kapitalizmin tarımsal alana tam hâkimiyet sağlaması ile sonuçlandı. Endüstriyel tarım, çiftçi hakları, tüketici hakları, çevre, giderek artan yoksulluk ve açlık vs. hiçbir şeyi göz önünde bulundurmaksızın, birim alandan daha fazla ürün elde etmek, kârını her geçen gün biraz daha artırmak için yıkıcı bir şekilde ilerliyor. Endüstriyel tarımsal üretimden tarım ve gıda sistemine tamamen hâkim olmuş, sözü edilen kimyasal ilaç ve gübreleri, makinaları ve tohumları üreten büyük tekeller kazanç sağlıyor. Aşırı üretimin kışkırttığı politikalar zaten acımasız olan piyasaların daha da acımasızlaşmasına yol açıyor. Onlar kazandıkça köylüler, küçük üreticiler yokluk içerisinde yaşamaya mahkûm oluyor. Yüksek verim ve dolayısıyla yüksek kâr elde etmek uğruna üretim öyle bir hale getiriliyor ki, küçük üreticiler emeğinin karşılığını alamaz hale getiriliyor, halk sağlıksız gıdalar tüketmeye mahkûm ediliyor, toprak ve su tüketiliyor, çevre kirletiliyor.

Ne pahasına olursa olsun yüksek verim elde etme çılgınlığı hayvancılığı da ele geçirmiş durumda. Endüstriyel tarımın fabrika haline gelmiş hayvan üretim çiftlikleri birer cinnet ortamından farksız. Daha fazla et tutmaları ya da daha fazla süt üretmeleri için doğalarına aykırı bir şekilde beslenen ve yaşatılan hayvanlar sürekli zulüm altında. Sıkışık bölmelerde stres altında yaşamak zorunda kalan hayvanların yalnızca ruh hali bozulmakla kalmıyor, daha kolay hastalanmaya başlıyorlar. Bu nedenle sürekli ilaç kullanmaları gerekiyor. Yüksek verim elde etmek uğruna doğalarına aykırı bir şekilde beslendikleri için etin ya da sütün kalitesi de bozuluyor, antibiyotiklerle ve başka birçok kimyasal maddeyle yüklü hale geliyor. 

Türkiye'de hayvansal üretimde yapılmak istenen de sözünü ettiğimiz bu cinnet ortamını yaygınlaştırmak. Türkiye'de tarımsal üretimin büyük oranda küçük üreticiler ve köylüler tarafından yapıldığı malum. Ancak '80'lerden bu yana tarım alanında adım adım uygulanan neo-liberal politikalar tarımsal alandan küçük üreticinin tasfiye edilmesini, onların yerini şirketlerin almasını sağlayacak şekilde planlanıyor.

80'lerden bu yana, hayvancılığın geliştirilmesi, süt üretiminin artırılması, yem kalitesinin düzeltilmesi, piyasalardaki fiyatların düzenlenmesi vb. işlevler gören Yem Sanayi, Et ve Balık Kurumu, Süt Endüstrisi Kurumu gibi tarımsal kamu kuruluşları birer birer tasfiye edildi, ya da işlevsiz hale getirildi. Ardından küçük üreticinin dayanışmasını sağlayan tarımsal kooperatifler çeşitli düzenlemelerle iş yapamaz hale getirildi. Onun ardından tarımsal destekler küçük üreticiyi değil, büyük üreticileri ve şirketleri destekleyecek biçimde yapıldı. Bütün bu politikaların sonucunda küçük köylüler tarımsal üretimden tasfiye olmaya başladı. Tarım yavaş yavaş şirketlerin hâkimiyeti altına girdi. Hayvancılıkta yaşanlar da tarımın diğer alanlarından farklı değil. 1980'lerde nüfusu yaklaşık 45 milyon olan Türkiye'de 82 milyon küçük ve büyükbaş hayvan bulunuyordu. Günümüzde nüfus 70 milyonu aşarken küçük ve büyükbaş hayvan varlığı 40 milyon civarında. Küçük üretici kazanamadığı, hayvanlarına bakamayacak duruma geldiği için hayvancılığı terk ediyor. Onların yerini endüstriyel üretim yapmakta olan şirketler alıyor.

Meraların sayısının ve kalitesinin her geçen gün azalması da hayvancılıktaki krizi tetikleyen sorunlardan bir diğeri. Türkiye’nin iklim koşulları ve coğrafyası koyun-keçi gibi küçükbaş hayvancılık biçimlerine çok daha uygunken son yıllarda büyükbaş endüstriyel hayvancılığın desteklenmesi sorunun bir başka boyutu.

Konunun bir yönü de süt fiyatlarının düşüklüğü. 2008-2009 yıllarında çiğ süt fiyatlarının 35-40 kuruşa kadar düşmesi ve süt üreticisi köylülerin kazanamaz hale gelmesi sonucunda 1 milyon civarında anaç inek kesime yollandı. Anaçların kesilmesi 2 milyon ton süt kaybına ve 900 bin buzağının kaybına yol açtı.

Son zamanlarda yaşanan et krizine çözüm düşünürken konunun sözü edilen bütün boyutlarını göz önünde bulundurmak gerekiyor. Dünya Ticaret Örgütü'nün dayattığı politikalar nedeniyle hayvancılıktaki bütün bu sorunlara karşı çözüm olarak sunulan ithalat politikaları çözüm üretmek bir yana sorunu daha da kangrenleştirmekten başka bir işe yaramayacak. Çünkü et ithalatı, endüstriyel tarım sisteminin bir adım daha ilerletilmesi, küçük üreticiye bir darbe daha vurulması anlamına geliyor.

Tarımsal üretimin ve fiyatların girdiği krizden çıkabilmesi, üreticinin emeğinin karşılığını almasına bağlı. Küçük üreticileri tarımı terk etmeye, hayvanlarını kesime yollamaya zorlayan, yoksul tüketiciyi sağlıksız ve pahalı gıdalar yemeye mahkûm eden endüstriyel tarım sistemi uygulanmaya devam ettiği müddetçe fiyatları aşağı çekmek mümkün olmayacak.  

Mebruke Bayram 


Yazıyı arkadaşıma gönder
: E-Posta Adresiniz
: Adınız
: Arkadaşınızın E-Posta Adresi
: Güvenlik Kodu > 680239
: Mesajınız
Tasarım ve Kodlama Sorun Teknik Büro tarafından yapılmıştır.