İşçi Birliği

 

Güncel

Etkinlik ve Duyurular

İŞÇİ BİRLİĞİ Gazetesi'nden haberdar olun. E-posta adresiniz:

Google site içi arama

Başörtme/Örtmeme Tartışmasının Kıskacında Kadın

“... Türkiye’de erkekleri uğraştıran garip işlerden biri de, kadınların örtünmesidir (tesettürüdür). Bu sorun her yıl artan bir güçle yayılır, dillere dolanır, kapsadığı alanı genişleterek mahkemelere, korkunç dini kurallara, millet meclisi salonlarına ve padişah sarayına kadar uzanır. Bu batıp batıp yeniden nükseden bir tür hastalık halindedir. Ülkenin yasa koyucu güçleri ve uygulayıcıları bütün ülkenin hayatını, gereksinimlerini bir yana bırakarak; sanki bütün işler yolundaymış gibi, kadının örtünmesi, başının tuvaleti, çarşafının biçimi, özcesi kadının dış kıyafeti ile uğraşmaya başlarlar. Kadının açılmasıyla şeriatın elden gittiği, Allah’ın kitabının hakarete uğradığı iddia ediliyor. . .” (TKP Birinci Kongresinde Naciye Yoldaşın yaptığı konuşmadan, 1920)


Yukarıdaki pasajı 10 Eylül 1920’de Bakü’de Mustafa Suphi önderliğinde toplanan Türkiye Komünist Partisi’nin Birinci Kongresi belgelerinden aktardık. Aradan geçen 90 yıla rağmen günümüzde de “kadının örtünmesi”, “başının tuvaleti”, “dış kıyafeti”, vb. hakkında erkekler tarafından bu kadar çok söz söyleniyor olması, bu kadar basit bir sorunun 90 yıldır burjuva rejimleri tarafından bilerek çözümsüz bırakıldığını gösteriyor.

12 Eylül 2010 tarihinde yapılan referandumun hemen ardından türban/başörtüsü meselesi yeniden gündeme geldi. O günden bu yana da düzen partilerinin temsilcilerinden yargının çeşitli kademelerindeki yargıç ve savcılara, YÖK üyelerinden üniversitelere kadar çok sayıda erkek çözüm adı altında bir yanda “kadının özgürlüğü”, “kadının eğitim hakkı”, “üniversite eğitimi alma hakkı”, “kadınlar arasındaki dayanışma”; diğer yanda “laiklik”, “ülkenin aydınlık geleceği”, “Türkiye İran mı oluyor?” tartışmaları arasında kadının örtünmesi meselesini yeniden dillerine dolamış durumdalar. Kadınlar ise bu sözde demokrasi düzeninde yine düzen partilerinden CHP veya AKP arasında bir tercih yapmaya zorlanıyor. Başörtüsüyle eğitim görme yalnızca üniversitelerle mi sınırlı olacak yoksa ilköğretim ve liselerde eğitim görmeyi, kamuda istihdamı da kapsayacak mı derken bu basit görünen sorunun “çözüm”ü de şimdilik 2011’de yapılacak genel seçim sonrasına erteleyerek gerçekte çözmeye niyetli olmadıklarını göstermişlerdir. Anlaşılan o ki 90 yıl, hatta daha öncesinden başlayan kadının başörtüsü ve tüm giyim kuşamı ile ilgili uğraş bundan sonra da erkekleri meşgul etmeye devam edecek.

Esasen, bu tartışmalar bize, özel mülkiyete dayalı toplumumuzda kadının erkeğe tabi bir özel mülk muamelesi gördüğü ve onun adına erkekler tarafından karar verildiği, dahası karar vermenin erkekler tarafından bir hak olarak görüldüğünü göstermektedir. Kadınlar özellikle de emekçi kadınlar ister başı açık, ister iradi olarak veya aile ve çevre baskısı nedeniyle başını kapatmış olsunlar, eğitim, sosyalleşme, çalışma alanlarında erkeklerle karşılaştırıldığında eşit haklardan yoksundurlar. Kadın istihdamının düşüklüğü ve kriz dönemlerinde daha da düşmesi kadınların sosyal, siyasal ve ekonomik bakımdan erkeğe daha da bağımlı olmasına ve kendi giyim-kuşamları hakkında dahi özgür bir iradeyle karar verememelerine yol açmaktadır.

Bugün kadınlar, sermayenin siyasal temsilcilerinin tercihine göre, başını açmak veya başını kapatmak durumuyla karşı karşıya kalması halinde çekecekleri eziyetin korkusuyla yaşamaktadırlar. Bu durum kadınlar için tam bir eziyettir ve halihazırda düzenin iki partisi CHP/AKP arasında bir tercih yapmak demektir. Kemalistlerin iktidarında ya belli çerçevedeki yasaklara boyun eğerek iradesi dışında başını açacak ve o zaman da din”, “ahlak” ve “namus” kurallarını ihlal ettiği için aile ve çevre baskısı ve şiddetiyle, giderek yaşadığı çevreden dışlanma  tehlikesiyle, yaşamını tek başına devam ettirememe korkusuyla karşı karşıya kalacak ya da eğitim, çalışma ve bunların sonucu sosyalleşme olanaklarından yoksun kalarak dar bir çevreye hapsolacaktır. Bunun tam tersi bir durum “Türkiye İran mı olacak?” korkusuyla bir anlamda tehdit yoluyla düzen partilerinden birine mahkum edilmek istenen başı açık kadınlar için geçerlidir. 87 yıllık “laik”, “demokratik”, “sosyal” devlet anlayışına bağlı bir avuç zenginin burjuva cumhuriyeti bu gerçeği değiştirememiş, gerçekte bu meseleyi kendi çıkarları doğrultusunda ele almış, toplumun yarısını oluşturan kadınların tam olarak bağımsız ve eşit haklara sahip olacağı koşulları yaratamayacağını kanıtlayarak büyük bir bölümünü boyunduruk altına alıp düzene entegre etmiştir.

Belirtmek gerekir ki, başörtme/örtmeme ile ilgili açık ve gizli yasaklar gerçekte emekçi kadınları bir kez daha boyunduruk altına almaya, onların hayatlarını karartmaya yarıyor. Başörtme/örtmeme kıskacında kalarak ezilen, eziyet gören, eğitim, sosyalleşme ve çalışma hakkından yoksun bırakılanlar nihayet emekçi kadınlardır, burjuva sınıfa mensup olmayan kadınlar ve genç kızlardır. Burjuva sınıfına mensup başı kapalı kadınlar diledikleri yerde hatta yurtdışında eğitim görme, diledikleri konforu yaşama ve sosyalleşme olanaklarına sahiptirler. Zaten bir avuç zengin için geçerli olan demokrasi ortamında herkese özgürlük ve demokrasi istemiyle ortaya çıkan Ümit Boyner gibi kadınlar ise gerçekte kendi parıltılı ve yüksek refah düzenlerinin devamı için garanti istemektedirler. Bu temin edildiği sürece nasıl bugüne kadar başı örtülü olduğu için bazı kadınların  katlandıkları eziyeti umursamamışlarsa Türkiye İran’a dönüşse de emekçi kadınların genç kızların çekecekleri eziyetler de yine umurlarında olmayacaktır. Emekçi kadınların, genç kızların sorunları onları asla ilgilendirmez. Başörtme/örtmeme ile ilgili yasaklardan, baskıdan zarar görenler ne Ümit Boyner gibi ne de Emine Erdoğan ve Hayrünisa Gül gibi kadınlardır.  

Özel mülkiyete dayalı ve doğal olarak kadına özel mülk muamelesi yapma koşullarını yaratan herhangi bir burjuva rejim ne başörtüsü sorununu çözebilir ne de emekçi kadınların daha hayati sorunlarını çözebilir. Başörtme/örtmemenin en önemsiz ayrıntısını oluşturduğu sorunları emekçi ve genç kadınlar ancak kendileri, kendi bağımsız iradeleriyle gerçek anlamda çözüme kavuşturabilir. Ancak bu bağımsız iradenin ortaya çıkabilmesi, mevcut sistem altındaki sosyal, ekonomik, siyasal çok yönlü bağımlılığının maddi temelinin ortadan kaldırılmasıyla mümkündür.

Gülten Şenay


Yazıyı arkadaşıma gönder
: E-Posta Adresiniz
: Adınız
: Arkadaşınızın E-Posta Adresi
: Güvenlik Kodu > 154831
: Mesajınız
Tasarım ve Kodlama Sorun Teknik Büro tarafından yapılmıştır.