İşçi Birliği

 

Güncel

Etkinlik ve Duyurular

İŞÇİ BİRLİĞİ Gazetesi'nden haberdar olun. E-posta adresiniz:

Google site içi arama

Koyun Değil Öğrenciyiz!

Ben İstanbul’da bir lisede son sınıf öğrencisiyim. Okulumdaki genel sorunlardan bahsetmek istiyorum. Açıkçası benim okulum okuldan başka her şeye benziyor. Şiddete eğilimli bir okul müdürü, öğretmenlikten adeta nefret eden öğretmenler, baskılar yüzünden içleri öfkeyle dolan öğrenciler, materyal eksiği hiç giderilmeyen bakımsız bir okul… Benim okulumda geleceğin bilim adamlarının, sanatçılarının hatta sağlıklı bir bireyin bile yetişemeyeceği gün gibi ortada.

Yeni eğitim/öğretim yılının ilk günü "öğrencilerin hizmetindeyiz" diyen okul müdürümüz daha birinci haftada elliye yakın öğrenciyi disiplin kuruluna sevk ederek aslında bizim hizmetimizde olmadığını açıkça gösteriyor. Aynı hafta içinde birkaç öğrenciyi sudan sebeplerle tartaklayıp kapıdan kovarak diğer tüm öğrencilerin önünde rencide ediyor. Onun gözünde bizler kenar mahalleli baş belalarıyız ve sopayla yola getirilmeyi hak ediyoruz.

Öğretmenlerim ise ilgisizlikleri, bıkkınlıklarıyla bazen beni öyle şaşırtıyorlar ki, acaba yanlışlıkla mı öğretmen oldular diye düşünmeden edemiyorum. Örneğin bir dersin yarısı konu anlatımıyla geçiyorsa diğer yarısı öğretmenlerden hakaret, küfür, aşağılayıcı sözler dinlemekle geçiyor. Tepki verince de malum disiplin cezaları, uyarılar, kınamalar ardı ardına sıralanıyor.

Öğrenci arkadaşlarımın çoğu okuldan nefret ediyor. Bu nefretlerini okulda sık sık kavga çıkartarak dışa vuruyorlar. Onları yetişkin birer birey olarak görmemekte direnen baskıcı okul yönetimine ve öğretmenlere tepkilerini okul tuvaletlerinde (kendilerince yetişkinliğin sembolü olan) sigara içerek gösteriyorlar.

Benim okulda adamakıllı bir laboratuar yok. Fen sınıfları tek bir deney dahi yapamadan, fizik/kimya derslerini yalnızca kâğıt üzerinde görüyorlar. Hâlbuki bilim deneyle öğrenilir. Ama devlet okulu bilimi ne yapsın? Devletin karnını bilim değil, ancak öğrencilerden topladığı bağışlar doyurur.

Benim okuduğum okulda arkadaşlarımın çoğu mutsuz, geleceğe umutsuzca bakıyorlar. Oysa nitelikli, bilimsel bir eğitim alabilseler, dünyaya dar bir pencereden bakmayacak ve kendi yeteneklerini de fark edecekler. Kendi yeteneklerinin farkına varan insan mutlu insandır. Bizlere yarım yamalak ders anlatıp tek derdi mesai doldurmak olan öğretmenlerimizin biraz da bunun için çabalamaları gerektiğini düşünüyorum. Bir devlet okulunda öğretmenler öğrencilerle ilgilenmezlerse öğrenciler kendi yeteneklerinden bihaber kalır ve gelişimlerini engelleyen davranışlara yönelirler.

Tabii öğrencilerin özgür bir eğitim ortamından mahrum bırakılması, onlara yeteneklerinin fark ettirilmemesi tek başına öğretmenlerin bir eksiği değil, tamamen bilinçli bir devlet politikasıdır. Çünkü özgür düşünen bireyler sorgulamayı da bilirler. Böylece var olan sistemin çürümüşlüğüne karşı tavır alırlar. Bu nedenle devlet, gençliği çocukluğundan itibaren sindirmeyi, yozlaştırmayı başlıca görevlerinden biri sayar.

Devletin bu bilinçli politikalarına karşı daha çok okumalı, okutmalı, bilinçlenmeli ve bilinçlendirmeliyiz. Eğer bir şeyler yapmak istiyorsak bu sömürünün ana dili olan sisteme karşı örgütlü bir güç olmak zorundayız. Unutmayalım ki: Örgütlü bir gücü hiçbir kuvvet yenemez!

Kaderimiz Kendi Ellerimizdedir!

İŞÇİ BİRLİĞİ Okuru Bir Öğrenci


Yazıyı arkadaşıma gönder
: E-Posta Adresiniz
: Adınız
: Arkadaşınızın E-Posta Adresi
: Güvenlik Kodu > 115266
: Mesajınız
Tasarım ve Kodlama Sorun Teknik Büro tarafından yapılmıştır.