İşçi Birliği

 

Güncel

Etkinlik ve Duyurular

İŞÇİ BİRLİĞİ Gazetesi'nden haberdar olun. E-posta adresiniz:

Google site içi arama

Tabiatı “Koruma” Değil, “Kullanma” Kanunu

Tabiatı Ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Tasarısı Yasalaşıyor

Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısı, Aralık ayı başlarında Meclis genel kuruluna görüşülmek üzere gönderilme aşamasına geldi. Tasarının adında “koruma” sözünün geçmesi kimseyi yanıltmasın. Kanunun asıl amacı, doğal ve kültürel varlıkların ve biyolojik çeşitliliğin “kullanımının” düzenlenmesi.

Dünyada varolan bütün doğal kaynakları birer kazanç kapısı olarak gören, doğal ve kültürel varlıkları kazanca malzeme olmadıklarında “boşuna” varoluyor sayan çarpık kapitalist zihniyetin yeni bir marifetiyle daha karşı karşıyayız.

Yasa, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurullarını iptal ederek doğal sit alanı ilan etme yetkisini Çevre ve Orman Bakanlığı bünyesinde oluşturulacak Ulusal Biyolojik Çeşitlilik Kurulu’na devrediyor. Kültür varlıkları hakkında karar verme yetkisi ise Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın bünyesinde kurulacak Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu’na veriliyor. Tasarıya göre bir alan birden fazla koruma statüsüne sahip olamıyor, yani kültürel sit alanı aynı zamanda doğal sit alanı olamıyor. Doğal sit alanı niteliğinde olan pek çok arkeolojik bölge bu özelliğini yitirmiş oluyor. Kültür ve doğa birbirinden kopartılarak koruma statüsü gevşetilmiş, bu sayede sözü edilen varlıkların ticarete tabi kılınmasının önü açılmış oluyor.

Kanun’da söz edilen “üstün kamu yararı”nın nasıl belirleneceği tartışma konusu. Kanuna göre; tabiatı koruma alanları, yaban hayatı koruma sahaları, gen koruma alanlarında hiçbir kullanıma izin verilmiyor, ancak bu alanlarda ülke düzeyinde “üstün kamu yararı” bulunuyorsa Bakanlar Kurulu kararıyla tüzel kişiler lehine kullanım hakkı verilebiliyor. Sözü edilen üstün kamu yararının hangi ilkelere göre belirleneceği de meçhul. Kanun, daha önce birbiriyle çelişen iki ayrı hak söz konusu olduğunda çevre sağlığının korunması için hayata geçirilen “üstün kamu yararı” ilkesini çarpıtarak, doğal varlıkların “kullanımına” izin verme doğrultusunda yorumlamanın yolunu açıyor.

“Üstün kamu yararı”nın nasıl gerçekleşeceği konusunda kanunda yer alan bazı maddeler yeterli ipucu veriyor. Sözü edilen yasayla birlikte Türkiye’nin yüksek çeşitliliğe sahip dağları, meraları, ormanları, su havzaları ve bu alanlarda yaşayan canlı türlerinin metalaştırılmasının önündeki engeller iyice ortadan kalkmış oluyor. Kanunda “korunan alanlarda endüstriyel kullanıma konu edilecek yabani bitki ve hayvan türlerinin tabii ortamlarından toplanması, kullanılması ve elverişli bir konumda muhafaza edilmeleri için gerekli tedbirler Bakanlıkça alınır veya aldırılır.” deniyor. Yani Tohumculuk Kanunu, Biyogüvenlik Kanunu vb. kanunlarda gördüğümüz, sermayenin önünü açarken yoksulların kullanım haklarını sınırlama uygulaması burada da karşımıza çıkıyor. Köylülerin doğada yetişen, ilaç hammaddesi olabilecek bitkiler, tohumlar vb. maddeleri toplayarak pazarlarda satmasının önüne geçiliyor. Kanun bu maddelerin toplanması ve satılmasını şirketlerin lehine olarak düzenliyor.

Kanunun uygulanmaya başlamasından sonra başımıza nelerin gelebileceğini tahmin etmeye çalışalım: Kanunun ilk olarak karşımıza çıkacak etkilerinden biri, HES (hidroelektrik santral) projelerinin yapımının kolaylaştırılması. SİT alanı ilan edilme vb. uygulamalar kontrol altına alınacağı için HES’ler yasal engellere takılmadan yapılabilecek. İkinci önemli etkiyi ise kentsel dönüşüm projelerinde göreceğiz. İstanbul’a yapılacak 3. köprü, tüp geçit vb. projeler SİT engeline takılmadan uygulanabilecek. Karadeniz kıyısında, Sarıyer, Beykoz, Şile gibi ilçelerde bulunan SİT alanları gönül rahatlığıyla talan edilebilecek. Kanunun önemli bir etkisini de karayolu, tersane, liman vb. projelerin uygulanmasının kolaylaşmasıyla göreceğiz. Sözü edilen projelerin önündeki “tarım alanı”, “deprem bölgesi”, “SİT” vb. engeller ortadan kalkmış olacak.

“Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu”nun tabiatı kimlerden “koruyacağı” açık olarak görülüyor. Önce yanı başından geçen derenin suyunu kullanması engellenen, tohumunu saklaması yasaklanan köylüler şimdi de merada yetişen otu toplayıp pazarda satamaz hale getirilecek. Hayatımızın her alanı kamu yararı ve piyasanın yüksek çıkarları bahane edilerek talana açılıyor. Gidişat böyle sürerse kazanç hırsı uğruna doğal olan, yeşil olan her şeyi çiğneyip geçen bu anlayış bize soluyacak hava dahi bırakmayacak.

Mebruke Bayram


Yazıyı arkadaşıma gönder
: E-Posta Adresiniz
: Adınız
: Arkadaşınızın E-Posta Adresi
: Güvenlik Kodu > 244438
: Mesajınız
Tasarım ve Kodlama Sorun Teknik Büro tarafından yapılmıştır.