İşçi Birliği

 

Güncel

Etkinlik ve Duyurular

İŞÇİ BİRLİĞİ Gazetesi'nden haberdar olun. E-posta adresiniz:

Google site içi arama

Bir Sendikacının Anlattıkları

1980 öncesi ve sonrası sendikal mücadele içinde yer alan, önemli emekler vermiş ilerici bir sendikacıyla aşağıda yayınladığımız söyleşi, Türkiye’de sendikacılığın durumu ve ileri sürülmesi gereken ortak talepler bakımından dikkat çekiciydi. Bu söyleşinin ana hatlarını okurlarımıza aktarıyoruz:  

“Türkiye’de resmi rakamlara göre 3,5 milyona yakın olan sendikalı işçi sayısı (2009 Bakanlık verilerine göre 3.232.679), aslında ancak 500 bin civarındadır (SGK kayıtlarını esas alan yeni verilere göre ise 800 bin civarı olduğu belirtiliyor). Bunların da ancak 250 bin kadarı (2009 verilerine göre 335 bin) toplu iş sözleşmelerinin kapsamına girer. Bu zaafiyetin başlıca nedenleri üyelikte noter şartı, aidatın patron tarafından kesilmesi, işletme barajı ve işletme toplu iş sözleşmesi sistemidir. İtalya’lı bir sendikacı grevi anlatırken bana şöyle demişti: ‘Ben düdüğü çalarım ve iş durur.’ Grev budur. T.C.’deki grev yasalarına bakın: Bir grev için bir sürü (iki aylık, 15 günlük, 6 günlük vb.) bekleme süresi, sendikanın çağırdığı işverenin gelmemesi, arabulucu atanması vb. mantık dışı yasa düzenlemeleri, yetki kaybı, uzlaşmazlık tutanağı, arabulucu, bir daha arabulucu, bir sürü işkolunda grev yasağı ve en son çare erteleme. Bu grev hakkı nereye gitti?

“12 Eylül öncesinde yasa işyeri esasına göre sendika kurmaya izin veriyordu. Yani bugünkü gibi sadece işkolu esasına göre sendika kurma zorunluluğu yoktu. Bir işyerinde işçilerin yarıdan fazlasını örgütlendin mi patronla sözleşme yapmaya hak kazanırdın. İşyeri sendikacılığı ‘sarı sendika’ tehlikesine neden oluyor bahanesi ile eleştirildi ve “12 Eylül hukuku” ile de yasaklandı. Hâlbuki işçiler, kendi kurdukları bu sendikalarda, mücadele içinde daha çok deneyim kazanıyor, patronla, jandarma ile polisle doğrudan mücadele ederek militanlaşıyordu. Bu süreç içinde doğal işçi önderleri yetişiyordu. Zamanla işyeri sendikasının yetersizliğini gören işçilerse zaten büyük sendikalara (buradan sendikanın ne olduğunu öğrenerek) katılıyordu. Bugün sen bir işyerinde yarıdan fazlasını örgütledin mi sözleşmeye oturmak için yetki kazanamazsın. O işletmeye ait tüm işyerlerindeki işçilerin yarıdan fazlasını örgütlemen ve işkolu esasına göre de % 10 barajını aşman gerekir. 

Sendika aidatını neden patron yatırıyor? Hiçbir sendikacı ya da sendika uzmanı bu konuyu değinmez... Bugün Yunanistan’da bizimle aynı işkolundaki sendikanın 96 bin üyesi var. Bizim birkaç katımız. Neden? Yunanlı sendikacı diyor ki ‘Burada üye, aidatını kendi öder, işveren karışamaz’. Ben sordum ‘üye işçi aidatını ödemezse ne yaparsınız?’ Yunanlı bana tuhaf tuhaf baktı ‘üye diyorum, üye!’ dedi. Eğer üye olmuşsa; doğal olarak aidatını da ödeyecek. ‘İstemezse, sendikayı beğenmezse aidatını ödemez ve sendikadan ayrılır’, böyle olması gerekir. Aidatın işçi tarafından ödenmesi, yani gönüllü ödenmesi, o sendikayı gerçekten işçi denetimine sokar, sendika içi demokrasiyi ve katılımı artırır. İşçi kendi aidatı üzerinde söz sahibi olacak ki sendikası üzerinde söz sahibi olabilsin! Demokrasiyi önce orada öğrenecek ki dışarıda da talep edebilsin. Ondan sonra o sendikacı veya işyeri temsilcisi patronla sıkıysa işbirliği yapsın. Bugün sendikalardaki yozlaşmanın nedenlerinden biri de aidatın patron tarafından kesilmesinden kaynaklanan bu öz denetimsizliktir.  

“Noter şartı neden var? Bir kere işçi ve sendika için masraf, ayrıca patronla anlaşmalı noterler var ve bunlar, üyelikleri işverene bildiriyorlar. Patron da çoğunluk sağlanmadan hemen (özellikle de örgütlenme çabalarının başını çeken işçileri) işten atıyor. Gizliliği korumak istiyorsan örneğin Bayrampaşa’daki bir işyeri için işçileri Aksaray’daki Noter’e hem de işçinin mesai saatleri içinde götürmek ve üye yapmak zorundasın. Sözümona, sendikacılar sahte üye kayıt fişi düzenler de sayıları şişirir diye bu şart getirilmiş. Öyle bir şey yapacak olsam sen zaten belgede sahtecilik diye benim sendikacı olarak canımı çıkarırsın, çünkü bu suç, sendikacının sorumluluğu var.  

“Bu engellerin hepsi, 1980 öncesi sendikal mücadele deneyimleri doğrultusunda 12 Eylül’de sermaye tarafından titizlikle hesabı yapılarak kondu. Ne zaman ki bu sistemin değişmesi gündeme getirildi, barajın kaldırılması ve diğer koşulların düzeltilmesi gündeme geldi, hükümet uyanıklık edip ‘kendi aralarında görüşsünler, anlaşsınlar’ diyerek, topu sendikalara attı. Değişiklik önerileri konusunda işçi sendikaları kendi aralarında anlaşamadıkları gibi işveren sendikaları da hükümetlerle birlikte pek çok öneriye karşı çıktılar. Örneğin noter şartının, %10 barajının kaldırılması gibi.  Bu anlaşmazlıkları bahane eden hükümetler de sendikal hareketin bir ölçüde de olan önünü açacak değişiklikleri geciktirmeye devam ediyorlar.”

Röportaj: İŞÇİ BİRLİĞİ


Yazıyı arkadaşıma gönder
: E-Posta Adresiniz
: Adınız
: Arkadaşınızın E-Posta Adresi
: Güvenlik Kodu > 476113
: Mesajınız
Tasarım ve Kodlama Sorun Teknik Büro tarafından yapılmıştır.