İşçi Birliği

 

Güncel

Etkinlik ve Duyurular

İŞÇİ BİRLİĞİ Gazetesi'nden haberdar olun. E-posta adresiniz:

Google site içi arama

Kanlı Pazar'dan Günümüze...

KANLI PAZAR’DAN GÜNÜMÜZE…

16 Şubat 1969 tarihinde İstanbul’da işçi sınıfı, emekçiler, sanatçılar, aydınlar ve ilerici-devrimci gençliğin kitlesel katılımıyla ABD 6. Filosunun gelişini protesto eden bir eylem gerçekleştirildi.

Dönemin işçi ve devrimci öğrenci katliamları ile emperyalizme karşı gerçekleştirilen bu eyleme sayıları 16’yı bulan siyasî parti, sendika ve kitle örgütleri katılmıştı. I. TİP, DİSK, DDKO, DDD, İPSD, YİS ve Türk-İş’ten bazı sendikalar, ilerici gençlik örgütlerinin tamamı (DÖP, İTÜ, Dev-Genç) ve çeşitli İşçi Birliği örgütleri ve geniş emekçi halk kitleleri katılmıştı.

Kimi burjuva basınına göre 15-30-40 bin, aslında ise, 70 bin insanımızın katıldığı bu protesto eylemi, dönemin, sınıf mücadelesi tarihimizdeki kitlesel çıkışların en anlamlılarından biri idi.

Aradan 44 yıl gibi bir zaman geçti.

Kanlı Pazar’ın her yıl dönümünde: Dönemin “sol cenah” örgütlerinin, sendika ve kitle örgütlerinin ideolojik, politik ve örgütsel konumu, zaaf ve zenginlikleri nesnel gerçekliği içinde, dürüstçe yansıtılmamaktadır.

Sol’da hararetle tartışılan ve de saflaştırılan MDD, SD, DHD anlayışları neydi? Bunların Bilimsel Komünizm Öğretisi ile uzak ve yakın bir ilişkisi var mıydı?

Tarihî TKP neydi? Nasıl örgütlenmişti? Hangi geleneği temsil ediyordu? Arkasındaki V. İ. Lenin’in önderliğindeki Bolşevik Partisi ile Komünist Enternasyonal’in (Komüntern) katkısı nasıldı? Oportünist Harici Büro “TKP” ile memleketteki Tarihî TKP’nin Devrimci Kanadı hangi ideolojik, politik, örgütsel ve sınıfsal bir zemini tutuyordu?

I. TİP nasıl bir örgütlenmeydi? Arkasındaki Harici Büro “TKP”nin uzantısı olan I. TİP legaliteyi içinden ve dışından yapılan kuşatmaları aşarak neden değerlendirememişti? Sosyal muhalefetin dinamizmini yönetip yönlendiremeyen I. TİP sosyal pratikte işlevsiz bir duruma düşünce ya da düşürülünce bu görev neden ve hangi gerekçelerle Dev-Genç’in cılız omuzlarına yüklendirilmişti?

Burjuva resmî tarih anlayışı ile resmî ideolojisi neden aşılamamıştı? Cihet-i askeriyeye bel bağlayan cuntasal eğilimlerle, “kemalizmin sağı ve solu” söylemleriyle sosyalist literatürümüzü sulandıran anlayışlar neden bu derece yaygındı?

Sosyal sınıf ve sosyolojik emekçi halk gerçekliği ve Proletarya-Burjuvazi hakiki gündemini dayatmak dururken, “Laikçi-Şeriatçı” sahte gündemlerin yörüngesindeki bir mücadeleyi algılayan anlayışlar neden bir türlü aşılamıyordu?

Yüz yılı aşkın sınıf mücadelesi tarih ve devrimci geleneklerimiz ile 1946 Sendikalar Birliği deneyiminin İlerici-Sendikacılık anlayışını bir türlü yanına alamayan DİSK; işçi sınıfının sendikal birliği davasını neden yerine getiremiyordu? Sendika bürokrasisi ile işçi aristokrasisinin sultası neden bir türlü kırılamıyordu?

Çeşitli İşçi Birliği örgütlerinde rol ve sorumluluk alan Proletarya Devrimcilerinin Komünistlerin Birliği ile İşçi Sınıfı Partisi’nin oluşturulması davası neden burjuva ve küçükburjuva “sol cenah” örgütleri üzerinde bir basınç uygulayamıyordu? Ayrıca İSP neden kolektif çabalarla işbaşı yapamıyordu? Hayatı ve mücadeleyi kucaklamaya aday Marksist-Leninist bir PARTİ’nin oluşturulması davası neden amacına ulaşamıyordu?

Fakat ne yazık ve ne hazindir ki, Devrimci tarih ve geleneklerimiz, bir yandan sistemin çok yönlü baskısı ve terörü altında, diğer yandan küçükburjuva “sol cenah” örgütlerinin çeşitli idealizasyon ve mistifikasyonlarıyla tahrif edilmekteydi.

Devrimci ve Komünist Kadroları, Bizleri-Hepimizi vareden Devrimci tarih ve geleneklerimiz günümüzde de nesnel gerçekliği içinde hâlâ kitlelere yansıtılmamaktadır. Aynı zamanda devrimci kimlik-kişiliklerimiz de yeni nesillere ya hamasetle yüceltilerek ya da ideolojik ve sınıfsal içerik ve niteliklerinden soyutlanarak aktarılmaktadır.  

Bu zengin tarihimiz Marksist Eleştiri silahımızı kuşanarak hem sahiplenilmeli hem de eleştirilerek aşılmalıydı. Böylelikle günümüzdeki sınıf mücadelesinde tarihimizden çıkarmamız şart olan çok yönlü dersleri ve sonuçları öğrenmemiz zora sokulmakta, daha fazla geciktirilmeden Komünistlerin Birliği ile İşçi Sınıfı Partisi’nin oluşturulması davasının önü kesilmek istenmektedir.

Yüz yılı aşkın sınıf mücadelesi tarihimizin uzantısında çok yönlü ders ve sonuç çıkartılacak ve de günümüzü kucaklamaya aday örgütlemelerin yolunu döşeyecek pek çok birikimlerimiz vardır.

Kanlı Pazar deneyiminde gerçekleştirilen katliamlar; daha sonra ve kuruluş sırasıyla: THKO, THKP-C ve TKP/ML türünden örgütlenmelerin kurulmasını büyük oranlarda tahrik etmiştir. İSP’nin oluşturulması davası yerine bu türden örgütler “devrim” ve aynı zamanda faşizm tehlikesine karşı örgütsel güvencelerin hazırlanması gerekçeleriyle kurulmuş ve ikame edilmiştir.

Fakat bu türden örgütlerin kurulmuş olmasıyla, sosyalizm-devrim aşkına(!) tarihimizde yapılan ideolojik, politik ve örgütsel hatalardan, yanlış ve yanılgılardan süreklilik içinde bir kopuş gerçekleştirilememiştir.

Burjuva ve küçükburjuva “sol cenah” örgütlerine mensup kimi efendi biraderler, günümüzde hiç utanıp sıkılmadan her yıl dönümlerinde Kanlı Pazar’ı, 15/16 Haziran Direnişi’ni, Parti ve Partileşme Sorunu’nu, Tarihî TKP’in oluşumu gibi hayati ve can alıcı sorunlarımızı ideolojik, politik ve örgütsel konumundan soyutlayarak paşa gönüllerine göre sömürmekte ve tahrif etmektedir.

Bu türden kaba sömürü ve tahrifatlar; bağımsız sınıf tavrı gözeten, mücadelenin ateşinden gelen, sürecin tanığı ve sanığı kimlik-kişilikleriyle henüz yaşayan insanlarımızın, mücadeleci, sorgulayan, deneyim aktarımında bulunan, iddiasının arkasında dik ve onurlu duran militan kadrolarının gözüne baka baka yapılmaktadır.

Nasıl mı? Öncelikle Kanlı Pazar’a kütlesel katılımıyla işçi sınıfının damgasını vuruşunu anmayarak. O dönemlerde de bağımsız sınıf tavrı gösteren kadroları yok sayarak. Bu protesto eylemini öğrenci gençliğin dinamizmine mal ederek. Küçükburjuva “sol cenah” örgütlerini öne çıkarıp sınıf meselesini gölgeleyerek. Katılım sayısını kasıtlı az göstererek. ABD emperyalizmine kölece angaje gerici iktidarların kitlesel çıkışları kaba güce ve zora başvurarak provoke edişinin ideolojik-sınıfsal karakterini gizleyerek. Kapitalist anarşi sisteminin devamı için gizli cinayet şebekelerini nasıl örgütlediğini ve nasıl harekete geçirdiğinin bilimsel tahlilini yapmayarak. AP iktidarının emekçi halk düşmanı sömürücü, sömürgeci, kara gerici, ırkçı, faşist politikaları ile emperyalizmin NATO’cu, PENTAGON’cu, CIA’cı politikalarının açığa vurulması için nasıl bir örgütlenmeye ihtiyaç olduğunu gizleyerek. Burjuva ve küçükburjuva “sol” örgüt anlayışlarını “öncü” ve “önder” olarak tanımlayıp onları “ateş hattına” sürerek. Dönemin emperyalizme, özellikle ABD emperyalizmine karşı oluşan sosyal muhalefetini sınıfsallık temelinde ve kapitalizme karşı örgütlenme anlayışından soyutlayarak. Kitlelerin politikleştiği, işçi sınıfının devrimcileştiği, grev ve direnişlerin yaygınlaştığı, fabrika işgallerinin gerçekleştiği, kitlelerin alanlara çıktığı, sokağı denediği bir süreçte İşçi Sınıfı Partisi’nin kurmaylığı meselesini gizleyerek.

Kanlı Pazar eylemine I. TİP ile DİSK yöneticileri, sendika bürokratları ile işçi aristokratları bizzat katılmamıştı. DİSK üyesi bazı sendika bürokratları eylemi arabalarıyla yürüyüş kolunun dışından takip etmişti. Fakat bu örgütlerin kitlesel tabanı protesto eylemine coşku ve heyecanla katılmıştı.

Tarihî TKP’nin Devrimci Kanadı kadrolarından, Dr. Hikmet Kıvılcımlı başta olmak üzere Proleter Devrimci kadroları eyleme çevre ve örgütleriyle katılmıştı.

Kara gerici, ırkçı, milliyetçi sahte Müslümanlar-yobazlar devletin gizli cinayet şebekelerinin, polisin yönlendirmesiyle Dolmabahçe Camii’nde toplu namaz kılmış, azılı komünizm düşmanları tarafından kışkırtılarak Taksim Meydanı’na yerleştirilmişti.

Aşağıdan tekelci, militarist polis devletinin bütün gizli ve açık milis güçleri, havadan da Boğaza demirlemiş olan ABD 6. Filo’sundan havalanan helikopterler, Beyazıt Meydanı’ndan başlayan yürüyüş kolunu denetliyordu!

Yürüyüş kolu devrimci slogan ve marşlarıyla, büyük bir coşku ve kararlılıkla Eminönü, Kabataş, Dolmabahçe’den Taksim’e doğru ilerliyordu. 1500 kişilik polis marifetiyle İTÜ önünden Taksim Meydanı’na ilk giren bu 500-600 kişilik yürüyüş kolunun yolu, eylemin asıl kütlesi ve vurucu gücünden koparılarak kesilmişti. Taksim Meydanı’na ilk giren ve kütlesinden koparılan azınlık grup, polis tarafından önceden meydana yerleştirilen kara gerici, ırkçı, faşist güruhun taşlı, sopalı, bıçaklı saldırısına terkedilmişti.

I. TİP üyesi militanlarından iki Proleter Devrimci insanımız polis gözetiminde (fotoğraflarda belgelidir) hunharca katledildi. İki yüzü aşkın insanımız yaralandı. Katledilen Ali Turgut Aytaç işçi, Duran Erdoğan Makina Mühendisi idi.Şubat 1969 günü devrimcilere saldırmadan önce Dolmabahçe'de demirli 6. Filo önünde namaz kılan MTTB'de yetişen isimlerden bazıları:

- Cumhurbaşkanı Abdullah Gül,
- Başbakan Recep Tayyip Erdoğan,
- Meclis Başkanı Mehmet Ali Şahin,
- Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç,
- Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay,
- Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer,
- Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız,
- Kültür Eski Bakanı İsmail Kahraman,
- İçişleri Eski Bakanı Abdülkadir Aksu,
- Milli Eğitim Eski Bakanı Hüseyin Çelik,
- AKP Genel Başkan Danışmanı ve milletvekili Akif Gülle,
- İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş

Kanlı Pazar’ı tertipleyen örgüt üyeleri, dönemin MTTB üyelerinden ve günümüz AKP’nin kurucu kadrosundan Gül, Erdoğan, Arınç, Topbaş, Davutoğlu, Atabey, Çelik, Dinçer, Çiçek, vb. kadrolarıydı.

Günümüzde de devlet tekelci kapitalizminin “yüksek” çıkarlarını koruyup kollamakla görevli gerici AKP iktidardadır. TC devleti avantalar ve yağmalar ülkesi olarak “Üç K”lara karşı (Komünist, Kürt, Kızılbaş) mevzilenmiştir. Kara gerici, ırkçı, faşist/faşizan örgütler hâlâ işbaşındadır. Uluslarötesi tekelci sermaye Yakın Doğu’da, Orta Doğu’da ve Bölgemizde hegemonyasını pekiştirmekle meşguldür.

Mevcut burjuva ve küçükburjuva “sol cenah” örgütlerinin çok parçalı, çok ideolojili, çok dağınıklığı ve işlevsizliği, sistemin kaba güce ve zora başvuruşunu daha da kolaylaştırmaktadır.

Devrimci ve Marksist Sol Kadroların yaşadığı ve henüz aşılamayan “Öndersizlik Krizi”nin aşılamayışı karşısında yer yer Kanlı Pazar’ı andıran katliam girişimleri yaşanmaktadır.

Kara gerici, ırkçı, milliyetçi akımların yüzlerce yıllık eğitilip biçimlendirilmiş kadroları “Bir kıvılcım ateşi bir bozkırı tutuşturmaya yeter” özdeyişindeki gibi alesta beklemektedir. Bu türden gerici, tepkici, tutucu akımları besleyen bir zemin ve altyapı mevcuttur.

Üç K geleneğine düşmanlık bütün haşmetiyle işbaşındadır. Mevcut sosyal muhalefet güçleri sistemi ne burjuva demokrat bir düzeneğe zorlayarak çekmeğe ne de aşmaya (siyasal sosyal proleter devrimi gerçekleştirmeye) adaydır. Faşizm tehlikesi bu memlekette hiçbir zaman geri teptirilememiştir. Faşizm tehlikesi hiç de küçümsenmemelidir.

Hele Faşizme Karşı Savaş Birliği, Enformasyon Ağı, İşçi Sınıfının Siyasal ve Sendikal Birliği, Komünistlerin Birliği, Tek Parti, Tek Sendika, Tek Gençlik Örgütü vb. güvencelerimizin yeterince örgütlenemediği günümüz şartlarında yeni Kanlı Pazar kışkırtmalarını asla küçümseyemeyiz. Bu konudaki örgütsel güvencelerimizi sağlama görevimizi savsaklayamayız.

16 Şubat 2013

İŞÇİ BİRLİĞİ Gazetesi Çalışanları


İki Proleter Devrimci insanımız polis gözetiminde hunharca katledildi.

Irkçı, faşist ve gericilerin saldırısında katledilen Proleter Devrimciler:
Ali Turgut Aytaç ve Duran Erdoğan.

Yazıyı arkadaşıma gönder
: E-Posta Adresiniz
: Adınız
: Arkadaşınızın E-Posta Adresi
: Güvenlik Kodu > 553264
: Mesajınız
Tasarım ve Kodlama Sorun Teknik Büro tarafından yapılmıştır.