İşçi Birliği

 

Güncel

Etkinlik ve Duyurular

İŞÇİ BİRLİĞİ Gazetesi'nden haberdar olun. E-posta adresiniz:

Google site içi arama

İşçi Sınıfının Siyasal Ve Sendikal Birliğini Gerçekleştirmek

Sırrı Öztürk

BURJUVAZİNİN BASKI VE TERÖRÜ KARŞISINDA TUTULACAK SINIF ANA HALKASI:
İŞÇİ SINIFININ SİYASAL VE SENDİKAL BİRLİĞİNİ GERÇEKLEŞTİRMEKTİR

Kapitalist TC devletinin birinci gündemi kurulduğu tarihten bu yana en büyük sınıfsal düşmanı olarak bildiği Komünistlerin Siyasî Birliği, İşçi Sınıfının Siyasal Ve Sendikal Birliği mücadelesini baltalamak olmuştur.

Bilindiği gibi TC devleti üretim, mülkiyet, paylaşım, bölüşüm, tüketim, sosyal sınıf, tarihsel-sosyolojik emekçi halklar gerçekliği vb. ilişkiler ağını Osmanlı’dan devralmış, “devlet eliyle burjuva yetiştirme, güçlendirme, sermaye birikim sağlama” yöntemiyle de bu ilişkiler ağını artı-değer sömürücü/sömürgeci yöntemlerle daha da pekiştirmiştir. 1

TC devletinde “finans-kapitalin oluşması geç fakat güç olmamıştır” (Dr. H. K.)

Günümüzdeki 94 yıllık TC devleti artık uluslarötesi tekelci sermayenin yer yer yerli bir ortağı, işbirlikçisi ve bölgesel taşeronu olmuştur.

NATO’cu, PENTAGON’cu, IMF, DTÖ, CIA, MOSSAD ve diğer istihbarat teşkilatları ile ABD+AB+İsrail Siyonizmi+Japon emperyalizmi bağlantılı TC devleti uluslarötesi tekelci sermayenin, emperyalist-kapitalizmin “yüksek çıkarlarını” koruyup kollamakla görevli Komünizm düşmanı AKP iktidarı tarafından yönetilmektedir.

AKP iktidarı da; kendinden önceki CHP-DP-AP-ANAP-DYP ve diğer burjuva iktidarlar gibi işçi sınıfının, emekçi halkların ideolojik ve politik düşmanı bir çizgideki kara gerici, ırkçı, milliyetçi, faşist/faşizan bir partidir.

Politika; modern sosyal sınıflar Proletarya-Burjuvazi, emek-sermaye uzlaşmaz temel çelişkileri üzerinde yapılmalıdır. Hâlbuki yaşadığımız coğrafyada hâkim gerici sınıflar bu gerçekliği modern sosyal sınıflar ile sosyolojik emekçi halklar gerçekliği temelinde değil, din, iman, mezhep, cemaat, tarikat, milliyet, vatan, millet, bayrak, ezan, Kur’an (vs.) argümanları üzerinden yapmaktadır.

Hangi ulusal, etnik, dinsel, inançsal, mezhepsel ve cinsten gelirse gelsin Proletaryanın çıkarları ortaktır/birdir. Yaşadığımız coğrafyadaki emekçi halklarımızı Türk, Kürd, Arap, Türkmen, Laz, Çerkes, Gürcü, Ermeni (vb.) aidiyetlerine göre değil, sınıfsal konumlarına göre değerlendirmeliyiz. Hâkim burjuva gerici sınıfların politikaları bu temelde açığa vurulacaktır.

Yaşadığımız coğrafyada yapılan politikalar ise; “Laikçi-Şeriatçı” gibi sahte ve suni bir gündemle temellendirilmek istenmektedir. Bu sahte gündemin uzantısında şekillenen siyasî partilerden laikçi geçinen CHP ne laik ne sosyal ne de demokrat bir partidir. Bütün siyasî partileri doğuran anaç parti CHP gerici bir burjuva partidir. Günümüzde şeriatçı geçinen AKP’de şeriatçı değildir. AKP’nin Hakikî İslam anlayışı ile uzak-yakın bir ilişkisi yoktur. AKP emperyalist-kapitalizmin, NATO-CENTO ve diğer askeri paktlarının, “Yeşil Kuşak”, "Ilımlı İslam", "Büyük/Genişletilmiş Ortadoğu" gibi uğursuz projelerinin günümüzdeki “yüksek çıkarlarını” koruyup-kollayan; “Ilımlı İslamcı-Amerikancı İslamcı”, “Siyasî İslamcı”, daha tam bir ifadeyle; samimi ve fukara Müslüman ve mazlum bizim insanlarımızın inancını kabaca sömüren burjuva bir partidir.

Politika bilimsel ve sınıfsal temeller üzerine oturtulamadıkça özetlediğimiz sahte ve suni gündemlerle argümanlar üzerinden yapılmaya devam edecektir. AKP hükümeti, diğer burjuva siyasî partileri ve hükümetleri gibi; artı-değer sömürücü, tekelci, militarist polis devletinin iktidarı olarak Komünistlerin Siyasî Birliği/İşçi Sınıfının Siyasal Ve Sendikal Birliği mücadelesine şiddetle karşıdır.

İşçi Sınıfının Siyasal Ve Sendikal Birliği mücadelesini teorik, ideolojik ve politik olarak programına alan, bütün alanlarda koordineli olarak bunun mücadelesini veren, işçi sınıfı ve emekçi halklarımızın yerel/ulusal/sosyal/sınıfsal ve enternasyonal kurtuluşu için, Siyasal-Sosyal Proleter Devrim için hareket eden İşçi Sınıfı Partisi (İSP) ya da Devrimci Komünist Parti’mize (DKP) sahip değiliz.

İnternetin sanal ortamındaki devrimci, sosyalist, komünist hatta bolşevik iddialı ya da geçinen 390 adet grup/örgütü saymazsak, legaliteyi kullanan mevcut 84 adet siyasî partinin 44 adedi “sol” eğilimlidir.

Politika sahnesindeki eksikliği şiddetle hissedilen biricik örgütlenme, yani kolektif çabalarla oluşturulması şart olan, birleşik ve kurumsal merkezi disiplinli, İSP ya da DKP’dir. Komünistlerin Siyasî Birliği’nin mücadelesini veren Birimler/Kadrolar bu yoldaki emek güçlerini buluşturup bütünleştirmenin kavgasını vermektedir.

İSP ya da DKP yaşadığımız coğrafyadaki örnekleri bolca bulunan; kendiliğinden, “dar grup kültü ya da tapınımı” yöntemiyle, “alan kapatma” veya “vahiy” yoluyla, heves ve meraklarla kurulmaz. Anılan sınıf partileri; teorik, ideolojik, politik ve örgütsel tutarlılığı olan, tarih ve sınıf bilinçli, Bilimsel-Komünizm Öğretisi’ne kıskançlıkla bağlı, Marksizm-Leninizm’in ilke ve amaçlarını, yani: “Marksizm’in yorumu ve pratikte yeniden üretimini” gündemine alan Kadroların birikimlerini Devrimci ve Komünist Programda ortaklaştırarak, kolektif aklı, kolektif bilinci ve kolektif eylemi örgütlemekten/örgütlenmekten yana olanların, diğer yandan işçi hareketi ile sosyalist hareketi buluşturup bütünleştirme başarısını gösteren Birimlerin/Kadroların çok yönlü kolektif çabalarıyla oluşturulacak -inşaa- edilecektir.

Kolektifimiz Çalışanlarının biricik gündemi budur.

Devrimci tarih ve geleneklerimizin tahrif edildiği2; sınıf mücadelesinde mücadelenin ateşinden sınanıp denenerek gelen, Devrimci kimlik-kişiliklerin kabaca sömürüldüğü 3 bir süreçten geçiyoruz.

Günümüzde giderek işlevsizleşen burjuva ve küçükburjuva “sosyalist” akımların siyaset sahnesindeki görünümleri de mutlaka değişime/dönüşüme uğratılacaktır. Bu akımlar üzerinde teorik, ideolojik, politik ve örgütsel basınç uygulayacak Devrimci inisiyatifler, Devrimci müdahaleler gecikmeden; politika sahnesindeki eksikliği şiddetle hissedilen, Hakikî Komünistlerin İSP ya da DKP araçlarıyla ve her alanda mutlaka işbaşı yapacaktır. Yaşanılan “Örgütler Anarşisi” süreci geçicidir.

Gerek burjuva basını, gerek ilerici basın yayın faaliyetleri işçi sınıfı hareketlerinin sistem tarafından nasıl baskı ve terör altında tutulmak istendiğinin çarpıcı örneklerini kendi ideolojik ve sınıfsal karakterlerine göre yansıtmaktadır. Bunun en önemli örneği; 2013-Haziran Taksim-Gezi Parkı Eylemlerinde yaşandı. Ardından 13 Mayıs 2014 tarihinde 301 Soma Yeraltı Maden İşçilerinin katliamında görüldü. Ali Sami Yen Standının yerine inşaa edilen üç adet gökdelen inşaat işçilerinden 10’nun katliamı olayı ise sistemin işçi ve emekçi düşmanı politikalarının teşhis ve teşhiri konusuna âdeta tüy dikti. İşçi sınıfı hak arama mücadelesinde önündeki pek çok sendikal ve siyasal engele rağmen grev, direniş, yürüyüş, basın açıklaması, fabrika ve işyeri işgalleriyle mücadelesini sürdürüyor.

İşçi sınıfı devlet tekelci kapitalizminin binbir baskısı ve kuşatması altındadır. Öte yandan mevcut sendikaların tabanındaki Devrimci ve Komünist Kadroların öncülüğünde gerçekleştirilen eylemler, birer devlet sendikasına dönüşmüş olan sendikaların, sendika ağaları ve bürokratlarının, işçi aristokratlarının çeşitli baskı ve kuşatmasıyla amacına ulaşamadan ve de yaygınlık gösteremeden sönümlenmektedir.

Sendikasız, sigortasız, grevsiz, toplu-iş sözleşmesiz, güvencesiz, emek sömürüsüne karşı büyük mücadeleler verilmektedir. Yanısıra taşeronlaştırma yöntemiyle işçi sınıfının ileri çıkışları önlenmeye çalışılmaktadır. Taşeron sistemi “Bilge Halkımızın” özdeyişi ile ifade edilecekse; “İt ite, it’de kuyruğuna…” misali bir “altın çağ” yaşamaktadır, bu memlekette…

Burjuvazinin sistemine, iş ve işçi katliamlarına şu ya da bu düzeyde karşı çıkanlara, dünyevi olay ve olguların karşısına uhrevi, idealist-metafizik anlayışlar önerilmektedir. 10 işçinin katliamına başbakan Davutoğlu “Fatiha okuma” önerisinde(!) bulunmakta/bulunabilmektedir!? Soma ve Zonguldak Yeraltı Maden İşçilerinin katliamında ise RTE sistemin suçu olan ölümler karşısında “Bu işin fıtratında vardır” demekte/diyebilmektedir?!

Burjuvazinin “yüksek çıkarlarını” koruyup/kollayan sistemin mevcut “hukuk kurumu” ana ve baba yasalarıyla, keyfî ve fiilî infaz yöntemleriyle ve de “hini hacette” her gün delinmektedir.

AKP iktidarı kendini vareden yasallığını ve meşruiyetini yitirmiştir. Sistemin hiçbir kurumunda “hak-hukuk” arayışı kalmamıştır. AKP “barış süreci” diye adlandırılan oyalayıcı politikalarıyla Kürd halkının haklı talep ve ihtiyaçlarının karşılanması konusunda ikiyüzlü, inkâr, imha ve asimilasyoncu politikasını sürdürmektedir.

AKP iktidarı kendisine verilen BOP/GOP ve benzeri emperyalist görevlerini harfiyen yerine getirirken, diğer yandan alt-emperyalist ya da küçük-emperyalist niyetlerle Bölgemiz emekçi halklarının yağma ve talanından “pay alma” hayallerine de girmiştir. Hâlbuki ABD+AB+İsrail Siyonizmi+Japon emperyalizmi sömürücü/sömürgeci trenlerinin katarlarına TC devletini katıp ortak etmeyi asla düşünmemekte, ancak avanta ve yağmalarının kırıntılarıyla idare etmesini öğütlemektedirler. Dünya emperyalist-kapitalist sisteminin olduğu gibi Kapitalist TC devletinin de yapısal siyasal-ekonomisi, daha net bir ifadeyle sistemin “sabun köpüğü” misali ekonomisi krizdedir.

Tarihin mantığı neyi işaretliyor? Tutarlı bir tarih ve sınıf bilincini kuşanamayan mevcut “sol cenah” grup/örgüt partileri şekilsiz yan yana durmaktadır, henüz ne aralarında yüzleşebilmiş ne de hesaplaşarak ayrışabilmiştir. Kitlelerin haklı talep ve ihtiyaçlarıyla sokağı bir biçimde kullandığı süreçlerde önderlik yapması gereken Devrimci ve Marksist Sol’un yaşadığı ve aşamadığı “Öndersizlik Krizi” de henüz aşılamamıştır.

AKP’nin izlediği işçi sınıfı ve emekçi halklar düşmanı politikalara karşı mücadele Modern Proletaryanın yaşadığı, İstanbul, Kocaeli, Sakarya, Zonguldak, Bursa, Eskişehir, İzmir, Ankara, G. Antep, Adana, Mersin (vb.) illerde kapitalist-anarşiye verilecek sınıf dersleriyle ancak yürütülecektir.

Tarihsel/sınıfsal bir hatırlatmayı yeniden yapmakta yarar var: 1970 yılında TC’nin nüfusu 36 milyon idi. Bu nüfusun % 70’i köylerde, %30’u da kentlerde yaşamaktaydı. Modern Proletarya kentlerde nicelik ve nitelik olarak değişime/dönüşüme uğruyordu. 1970 - 15/16 Haziran Ayaklanması 4, dönemin Komünizm düşmanı Adalet Partisi (AP) iktidarının uygulayageldiği baskı, terör, artı-değer sömürüsüne, mevcut yasal ve anayasal meşruiyetini dahi çiğneyebilme cüretine karşı kütlesel bir çıkış idi. Dönemin AP iktidarı, İstanbul-Kocaeli-Sakarya-Zonguldak güzergâhında başlayan, iki gün süreyle belli başlı bütün fabrika ve işyerlerinde üretimi durduran ve giderek tüm ülkeye yayılma istidadı gösteren bu kütlesel çıkış eylemleri karşısında, TSK’yı devreye sokup Sıkıyönetim ilan ederek kurtulmayı denemişti.

Bir siyasî hareket olan 15/16 Haziran kütlesel çıkışını “Petrograd Ayaklanması” olarak niteleyen, o tarihlerde burjuvazinin en önde gelen tekelci kapitalist efendileri bu sınıfsal ayaklanma karşısında o derece korkuya kapılmıştı ki, yurtdışına kaçabilmek için havaalanlarında bilet alma kuyruğuna girmişti!..

AKP’nin işçi sınıfına, emekçi halklarımızın haklı talep ve ihtiyaçlarına karşı bu pervasız diktatörlüğü ancak: Komünistlerin Siyasî Birliği/İşçi Sınıfının Siyasal Ve Sendikal Birliği mücadelesinin rayına/nihai amacına oturtulduğunda ya gerileyecek ya da aşılacaktır.

Mevcut sendikal hareket işçi sınıfının önünde âdeta bir engeldir. Sendikalar birer devlet sendikasına dönüşmüştür. Sendikaların tabanındaki ilerici-Devrimci-Marksist nüvelerin çalışmaları sendika bürokrasisinin sistemle uzlaşan, işçi düşmanı politikalarını geriletmeye yetmemektedir. Sosyalist hareketin ise işçi sınıfı ve emekçilerle organik bir ilişkisi bulunmamaktadır. Mevcut “sol cenah” örgüt/grup partilerinin gündeminde: Komünistlerin Siyasi Birliği/İşçi Sınıfının Siyasal Ve Sendikal Birliği gibi bir konu/sorun da bulunmamaktadır. Niçin olsun ki?

Tekelci militarist polis devletinin kaba güce ve zora başvurması ile AKP iktidarının izlediği işçi ve emekçi halklara düşman politikası nasıl geriletilir ve aşılır? Uluslarötesi tekelci sermayenin ülkede, Bölgemizde, Yakın ve Ortadoğu’da izlediği uğursuz, sömürücü/sömürgeci politikaları nasıl ve hangi yöntemle bozulur? Bölge emekçi halkları arasına sokulan ABD+AB+İsrail Siyonizmi+Japon emperyalizminin çok yönlü, uğursuz kamaları nasıl geri teptirilir ve aşılır?

Bölge emekçi halkları; Türk, Kürd, Arap, Fars, Türkmen, Süryani, Keldani, Assuri, Êzidi, Ermeni (vb.) emekçi halklar arasına bilinçle sokulan emperyalist-kapitalist düşmanlıklar aşılmadan, her halkın emperyalizm ile göbek bağı bulunan, işbirlikçi, hayın, alçak, dönek “önder” ve “örgüt”leriyle hesaplaşılmadan birlikte mücadele sağlanamayacaktır.

Yaşadığımız coğrafyadaki bu engin sosyal muhalefeti uyumlandırıp seferber etmeye aday, adına, tarihsel devrimci geleneklerine, ilke ve amaçlarına, Bilimsel-Komünizm Öğretisine kıskançlıkla bağlı, Marksist-Leninist ve de orijinal sosyal sınıf ve sosyolojik emekçi halklar gerçekliğimizi doğru okuyan, kendi özgün sentezimizin üretilmesinden yana olan, mücadelenin bütün biçimlerini kuşatmaya aday, kolektif çabalarla üretilmesi şart olan, kurumsal merkezi disiplinli bir İSP ya da DKP oluşturulmadan -inşaa edilmeden- ne kütlesel çıkışlar iki adım sıçrama gösterir ne tutarlı-somut-amaçlı Siyasal-Sosyal Proleter Devrim gerçekleşebilir.

Yaşadığımız coğrafyadaki bütün namuslu insanlarımız, bütün iyi yürekli insanlarımız, dürüst, ilkeli, militan, özverili bizim insanlarımız hangi örgütsel formlarda duruyor olursa olsunlar onlara hitap edilmelidir. İlerici, demokrat, devrimci, sosyalist, komünist, Türk-Kürd yurtseverleri ile iletişim kurularak, yaratıcı ve ilerletici diyaloglara girilerek Devrimci Hareketimiz yeni nitelikler kazanabilir. Devrimci ve Marksist Kadrolar eğer kütlelere öğretmeyi öğrenmiş ise sosyal muhalefet anlamlı ve ileri kolektif bir adım atabilir. İşçi sınıfı ve emekçi halklarımız öğrenmeye adaydır.

Uluslarötesi tekelci sermayenin diktatörlüğü ancak böylece kırılarak aşılabilir. Başkaca bir umarımız yoktur. Kalmamıştır. Sosyal muhalefet saflarındaki ideolojik, politik ve örgütsel dağınıklık böylelikle aşılır. Burjuvazi beş koldan pervasızca saldırırken; gerçekleştirilen basın açıklamalarıyla, her siyasî akımın kendi flaması ve sloganları ile yetersiz kütleleriyle gerçekleştirdiği yürüyüşlerle, sürdürülen tarz-ı siyaset, hatta ileri adım atarak yapılan grev ve direnişler henüz yaygınlaşmadan sönümlenmeye aday olacaktır.

İSP ya da DKP’nin kurmaylığında gerçekleştirilecek, milyonları harekete geçirebilecek bir organik ilişkili genel grev ya da bir siyasî grev ancak burjuva diktatörlüğünün sonunu getirecektir.

30 Eylül 2014

İŞÇİ BİRLİĞİ Gazetesi

Çalışanları Adına

Sırrı Öztürk

Dipnot Açıklamaları:

1 Osmanlı devletinde mülkiyet ve ona bağlı ilişkilerin tarihleri:

Arazi Kanunnamesi: 1858,
Tapu Dairesi: 1847,
Ordu: 1299,
Polis Teşkilatı: 1299-1845,
Ameleperver Cemiyeti: 1871,
Muallimler Birliği: 1908.

2 Ayrıntılı bilgi için bakınız: S. Ö., Yakın Tarihimiz Nasıl Tahrif Ediliyor, Sorun Yayınları, Ekim 2011, İnceleme/Polemik.

3 Ayrıntılı bilgi için bakınız: S. Ö., Devrimci Kimlik-Kişilikler Unutulmasın-Unutturulmasın, Sorun Yayınları, Ekim 2011, İnceleme/Polemik.

4 Ayrıntılı bilgi için bakınız: S. Ö., İşçi Sınıfı Sendikalar Ve 15/16 Haziran-Olaylar-Nedenleri-Davalar-Belgeler-Anılar-Yorumlar-, Sorun Yayınları, 2. Baskı, Ekim 2011, İnceleme.


Yazıyı arkadaşıma gönder
: E-Posta Adresiniz
: Adınız
: Arkadaşınızın E-Posta Adresi
: Güvenlik Kodu > 346460
: Mesajınız
Tasarım ve Kodlama Sorun Teknik Büro tarafından yapılmıştır.